İran, savaşın tüm aşamalarında ve şimdi de yöntem olarak asimetrik, bütünleşik bir askeri strateji ile yani hem önceden radar ve hava savunma sistemlerini kör eden ve mühimmatlarının bir kısmını kullanmalarına neden olan süreç izliyor ve ardından siha, füzelerle dalgalar halinde saldırıya geçiyor. Öncesinde daha basit ve hava savunma sistemlerini meşgul eden dron ve füzelerin kullanımı, elektronik harp yöntemi ile sinyal karıştırıcılar devreye sokuluyor ve ardından hızlı ve gelişmiş füzeler asıl hedeflerine yönlendiriliyor. Bu da hava savunma sistemlerini büyük ölçüde etkisiz ve çaresiz bir duruma getiriyor, İran’ın atışlarının çoğunun önlenmesini engelliyor. https://theintercept.com/2026/07/28/iran-missiles-drones-us-air-defenses/
Ancak bu yazıda bahse konu bu değil. Bu yazıda değişen süreçler ve bu süreçlerde özellikle askeri alan başta olmak üzere değişen stratejik ve doktrinel evirilmeler.
Bu konuda İran’dan bir açıklama geldi. Açıklama; bölgesel güç dengelerini değiştirecek kritik bir askeri doktrin ile ilgili.
“İran Meclisi Başkanı Danışmanı Mehdi Muhammedi, Tahran’ın artık savunma odaklı stratejiyi geride bırakarak doğrudan "önleyici ve baskın saldırı" modelini benimsediğini ve savaşın temposunu bizzat belirleyeceğini açıkladı.
Tahran’dan bölgeye 4 kritik mesaj
Muhammedi, Ürdün operasyonuyla bölgesel ve küresel aktörlere dört temel mesaj verdiklerini sıraladı:
1- Önleyici saldırı: Tehditler artık savunma hattında değil, kaynağında etkisiz hale getirilecek.
2- Eylem ve diplomasi bütünlüğü: Masada güçlü durmak amacıyla askeri kapasite kesintisiz kullanılacak.
3- İstihbarat hakimiyeti: ABD’nin tüm senaryoları ve askeri hareketliliği anlık takip ediliyor.
4- Savaşın ritmi: Çatışmanın dozu ve diyalog seviyesi tamamen Tahran’ın kararlarına göre şekillenecek.” https://ydh.com.tr/d/43042/iranli-yetkili-duyurdu-iran-askeri-doktrinini
Alptekin DURSUNOĞLU da bu konuda bir yazı kaleme aldı. “İran, savunma doktrinini mi değiştiriyor?” başlıklı yazısında Dursunoğlu; İran’ı bu doktrinel değişikle zorlayan şartları sıralıyor ve bu konuda ki tartışmalara da yer veriyor.
“İran’ın Ürdün’deki ABD üslerine saldırısı gerçekten bir doktrin değişikliğinin sonucu mu zaman gösterecek.
Bununla birlikte İran’da ikinci görüş artık mevcut savaşla ilgili kararları alan Milli Güvenlik Kurulu’na da hakim olmaya başladıysa bu ancak geleneksel doktrinin değiştirilmesiyle mümkün olabilecek.
Öte yandan İran’ın Hürmüz’ü kapatmasından sonra Yemen’in Suudilere abluka uygulamaya başlayarak Babulmendeb kartını açması ve uzun süredir operasyonlarına ara veren Hizbullah’ın dün gece yeniden İsrail tanklarını vurması bölgede koordineli bir hareket olduğunu düşündürüyor.
ABD Başkanı Donald Trump, Ürdün saldırısından sonra İran’a yönelik tehditlerini arttırdı; ancak ABD rejiminin askeri yollarla Hürmüz’ü yeniden kontrol altına alması rejimin liderleri tarafından da uzak bir ihtimal olarak görülüyor.” İfadelerine yer verdiği sonuç bölümünde Hürmüz’ün mevcut konum ve statüsü ile ilgili gerçekliğin kabul edilmeye/kanıksanmaya başladığı ihtimaline değiniyor. https://ydh.com.tr/makale/692/iran-savunma-doktrinini-mi-degistiriyor
*
“İran'ın önleyici saldırı stratejisi, Donald Trump ile Binyamin Netanyahu'nun Washington'daki görüşmesinden yalnızca saatler sonra devreye girdi.
Son iki yılda iki liderin hemen her görüşmesini İran'a yönelik yeni tırmanışlar izledi. Tahran ise Ürdün saldırısıyla artık Washington ve Tel Aviv'de hazırlanacak planları beklemeyeceği, çatışmanın kurallarını kendi belirlemek istediği mesajını verdi.
Bu yeni yaklaşımın en dikkat çekici yansıması, Ürdün'deki Muvaffak es-Salti Hava Üssü'nün hedef alınması oldu.” https://ydh.com.tr/d/43087/iran-urdun-deki-kritik-abd-hava-ussunu-nede
İran önleyici bir doktrine geçti ve ilk defa ABD hedeflerine karşıda misilleme kapsamına girmeyen önleme saldırısı gerçekleştirdi. Şimdiye kadar sadece soykırımcı Epstein cephesi ilk saldırıları yapıyor ve İran misilleme yapıyordu. Şimdi ise her iki taraf da önleyici saldırı doktrini uygulamaya başlamış oldu. Ürdün’den bir saldırı gelmediği halde Ürdün’de ABD üslerine yoğun saldırılar başlattı.
Aslında Lübnan, Irak, Yemen ve diğer tüm sahalarda ABD’nin yumuşak güçle yürütülen çabalarının tümü önleyici mahiyette sayılabilir. Bu bağlamda İran da artık savaşın uzayacağının kesin olduğu gerçekliğini göz önünde bulunduruyor ve o da soykırımcı Epstein cephesinin bölgedeki vekillerine veya harekete geçebilecek insan ve diğer kaynaklarına karşı önleyici operasyonlara başladı.
Öyle ki; kimseye bu konuda bir irade ve niyet gerçekleştiremesin.
Ukrayna /Hazar Saldırısı
Suudi’nin ABD ile birlikte Irak’a saldırıları https://ydh.com.tr/d/43052/irak-ta-abd-ve-suudi-arabistan-saldirisi-sonras muhtemelen İngiltere aklı ile Ukrayna eliyle ve üstelik Hazar'da İran gemisine saldırı, Soykırımcı Epstein cephesinin de alanların ve hatta savaşların/cephelerin birleşmesi stratejisi ve önemli gelişmelerin/genişlemelerin yolunu açabilecek potansiyellere sahip.
Irak Başbakanı’nın ABD ve İran ziyaretlerinden sonra Türkiye ziyareti zamanlama açısından dikkate değerdir. “The Guardian, Riyad'ın Yemen ordusunun deniz ablukasını kırmak amacıyla yeni bir askerî saldırıya hazırlandığını ve Türkiye'nin de aralarında bulunduğu 14 ülkenin desteğiyle bir deniz koalisyonu oluşturmaya çalıştığını bildirdi.” https://ydh.com.tr/d/43083/the-guardian-riyad-yemen-e-karsi-cok-uluslu-k
İngiltere’nin savaşa dahil olma ihtiyacı, Kıbrıs üzerinden İran’a karşı yürüttüğü askeri faaliyetler İran'ın İngiltere'ye yönelik olası misillemelerini gündeme getirmişti. Bu bakımdan Ukrayna ve Suudi üzerinde etkili olan İngiltere’nin bu konjonktürde Ukrayna’nın Hazar provokasyonunun arkasında olabileceğini düşünüyorum. Suudiler’in ise Irak’a saldırılarda pek istekli olmadığı ve buna zorlandıkları bilinmesine rağmen İngiltere’nin bu konuda ki belki dolaylı da olsa rolü olabileceği dışlanmamalıdır. Ayrıca Suudi’nin İran ile direkt bir karşılaşması olacak mı? Bu ihtimal de göz ardı edilmemeli.
Ukrayna Dışişleri Arakçi ile görüşerek pişmanlık belirtti ve gerilimin durması yönünde talepte bulundu. Arakçi ise diplomatik bir dille Ukrayna'nın güvence verdiğini belirtti ve süreç şimdilik donduruldu.
Ukrayna, İngiltere ve AB'nin hem destek verdiği hem de operasyonel olarak kullandığı siyonist bir aparat ve ona Hazar'da yaptırılan bu eylem sadece İngiltere'nin bir mesajı olmadığı gibi eylem yerinin Hazar olarak seçilmesi de bunun sadece İran'a karşı bir mesaj olmadığının da göstergesi. Graham’ın cenaze törenine katılmak amacıyla Zelenski’nin yapmayı planladığı ABD ziyareti öncesi gerçekleşmiş olması ve bu provokasyonun ABD’ye karşı, yardım koparmaya dönük elini güçlendirici bir jest olduğu yönünde ki yorumların sığ kaldığı kanaatindeyim.
*
Yeni doktorinel değişikliğin yansımaları tüm alanları ve zamanları kapsayan bir irade tahkimatı da sayılabilir; sadece savaşın seyrini değil genel anlamda düşmanın umudunu kırmaya dönük hedefler içeriyor. Bunlardan biri Hürmüz’le ilgili olarak İran’ın/Hürmüz’ün statüsünün perçinleş/tiril/mesi ve düşmana kabul ettirilmesi ki; bu dolaylı olarak İran'ın bölgede en başat güç/aktör ve dizayn edici egemen olduğunun tescili ve bu savaşın galibi olduğu anlamını da taşır.
Savaş ve müzakereleri mutabakat ve anlaşmaları ihlal, bypass, suistimal etmeyi sonlandırma ve kara savaşı umudunun sonuçsuz kalacağı gerçekliğini gösterme bu yeni doktrinel değişikliğin kapsamında. Zira ABD, bu konularda tüm bölge liderlerine ve terörist yapılanmalara ciddi baskılar yapıyor. Sonuç alınsın veya alınmasın; bölge insan kaynaklarını karadan müdahaleye zorluyor ve onları harcamak istiyor. Bu yeni doktrin, bir anlamda bunun olamayacağını önceden kanıtlayarak bölgeyi korumak gibi dolaylı bir sonuç da vermiş oluyor. ABD’nin bundan vazgeçirip vazgeçirmeyeceği ise net değil…
Bu değişikle İran, saha ve zaman konusunda riskleri ve inisiyatifi eline almış oluyor. Artık ABD ne yapacak değil; İran hangi hamleyi yapacak sorusu ilk soru olmuş oldu. Bu bağlamda İran olası kara savaşı unsurlarını kısmi imha ve mesajlarla dizayn ederken; ABD üslerine ise ciddi zayiatlar verdirmeye başladı. Bu doktrin ile ABD üsleri ve bölgede ki askeri yeteneklerinin aniden çökmesi ve ABD’nin bölgeden pılını pırtını toplamadan kaçması gibi bir durum her an oluşabilir…
YENİ HÜRMÜZ/BABÜL MENDEB
Bu değişiklik daha şimdiden etkili sonuçlar vermeye başladı.
Ve elbette ki yeni doktrinle Suudi’nin İran yolcu uçağının Yemen’e inmesini engellemek için havaalnını bombalaması ile başlayan süreç Babül Mendeb’in kapatılmasını beraberinde getirdi. Suudi’nin Yemene yıllardır İsrail’in Gazze’ye uyguladığının aynısı. O da Yemen’in havaalanı ve limanlarına yönelik yaptırım ve kuşatma uyguluyordu ve Yemen, artık bunu kırmak istiyor.
Neticede Babül Mendeb’in de Hürmüz gibi operasyonel ve kalıcı bir statüye kavuştutulması süreci ve yeni doktrinin başlaması hepsi birbiri ile eş zamanlı ve birbiriyle ilişkili yeni gelişmeler… https://ydh.com.tr/d/42993/ensarullah-deniz-ablukasi-stratejik-bir-tercih
Suudi’nin bu akıl almaz intihara girişmesi baskılara da işaret eder. ‘Belli ki; Suudi mevcut konjonktürde bu saldırılara istekli değil’ yorumları yapıldığı gibi bu sürecin özellikle Sana Havaalanı’nın vurulmasının Suudi’nin kendi iradesi ile ve ABD’den onay alarak gerçekleştirildiğine dair yorumlar da mevcut. Her ikisi de mümkün. “Suudi Arabistan Savunma Bakanı Halid bin Selman, Washington'da ABD Başkan Yardımcısı JD Vance ile gerçekleştirdiği görüşmede Riyad'ın İran ile gerilimi azaltmayı tercih ettiğini iletti.” https://ydh.com.tr/d/43067/suudi-arabistan-abd-ye-bildirdi-iran-ile-gerilim Ama ne derece irade gösterebilir, belli değil…
*
Sonuç olarak, yeni süreçte bir süre daha müzakereler olmayacak, az olacak ya da çok dolaylı olacak; çatışmalar ise kısa molalarla devam edecek gibi görünüyor. Bu konuda tahmin yürütmek oldukça zor. Zira Soykırımcı Epstein Cephesi yenilgiyi kabul etmek istemiyor. https://foreignpolicy.com/2026/07/29/trump-iran-hormuz-mou-cease-fire-energy-peace/
Ancak İran, ABD’nin savaş-müzakere oyununa da katlanacak durumda değil. “Ürdün'deki ABD üssüne yönelik saldırıyla Tahran'ın çatışmanın inisiyatifini ele geçirdiği, Washington'un savaş ve ateşkes dönemlerini tek taraflı belirleme stratejisini boşa çıkarmayı hedeflediği değerlendiriliyor.” https://ydh.com.tr/d/43086/iran-washington-un-savas-muzakere-oyununu-bozd Bu doktrin bu oyunu/düzeneği/ciddiyetsizliği de bozmuş oldu. Artık ABD, canı istediği zaman savaş; canı istediği zaman müzakere diyemeyecek…
*
Ukrayna’nın hazarda İran gemisine saldırması, ABD’nin Lübnan hükümeti üzerinde kurduğu defacto mekanizmanın Irak hükümeti üzerinde de ısrarla yürütme girişimleri ve Mısır'ın Akdeniz kıyısındaki Dimyat Limanı yakınlarında, ABD merkezli bir firmaya ait sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) depolama gemisinde ki yangının insansız hava aracıyla hedef alınması sonucu olabileceğine dair haberler. https://ydh.com.tr/d/43040/dimyat-limani-nda-buyuk-patlama https://ydh.com.tr/d/43078/yemen-disisleri-misir-daki-gemi-saldirisi
Tüm bu gelişmeler ve İran’ın fiili olarak Ürdün’de yeni doktrinin ilk işaretlerini vermesi özellikle de Ürdün'deki Muvaffak Salti Hava Üssü'nü hedef alması yeni bir başlangıca işaret eder. Eğer teyit edilirse İran’ın verdirdiği 3 adet f35 uçağının zaiyatı ve benzeri etkili operasyonların genel gidişatı değiştireceğine dair önemli işaretler olarak okunmasını gerekli kılar.
“İran devlet televizyonu, Ürdün'deki Muvaffak Salti Hava Üssü'nü hedef alan füze saldırılarının, Hatemü'l-Enbiya Karargâhı tarafından sağlanan istihbarata dayanılarak gerçekleştirildiğini bildirdi.” https://ydh.com.tr/d/43047/iran-televizyonu-muvaffak-salti-ussu-ndeki-sal
Her ne kadar söz edilmemiş olsa da yeni doktrin, İran’ın daha önce açıkladığı; ‘Epstein cephesi değil; biz kara savaşı yapabiliriz’ tezinin de kolaylaştırıcı öncü sarsıntıları sayılabilir. Dolayısıyla bu yeni doktrinin bir yandan olası kara savaşını önlemeye yönelik hedefler taşımasına ek olarak karşı tarafın böyle bir adımında ve niyetinin belirmesi durumunda ilk hamleyi İran’ın kolayca yapabilmesinin önünü açan hazırlıklar kapsamında olduğu da düşünülebilir.
Rabbim, iyilerle olmaya devam etsin.