Yaşamakta olan soykırımlar mutlak kötülüğün ifşasını sağlamıştır; mutlak kötülük küresel anlamda ve düzeyde tamamıyla netleşmiştir.
Sovyet döneminde Afganistan tuzağı ile Birliği dağıtmayı Başaran Atlantik/küresel siyonist irade bu yöntemi çok defa kullandı ve kullanmaya devam ediyor.
Sovyetler dağıldıktan sonra Putin Rusya'yı ciddi anlamda toparladı ve mahallesine belli ölçüde çeki düzen verdi.
Buna rağmen Batı Asya ve Kafkasya da dahil, çeşitli ana alanlar ve stratejik bölgelerde güç dengeleri hızlı biçimde değişiyor, değişken dinamikler ortaya çıkıyordu...
Atlantik'in Çin ve Rusya'yı ayırma stratejisi devam ederken Rusya ve Çin'i kuşatma, Rusya'yı tekrar zayıflatma süreçleri de işliyordu.
Bu bağlamda Rusya Ukrayna tuzağına neredeyse düşmek üzereydi. Ukrayna Rusya'nın önüne sürüldü ve Afganistan'da olduğu gibi bir sürecin gerçekleşmesi beklendi. Ancak beklenen olmadı; Rusya yemi isteyerek yemeye başladı. Aslında bir anlamda başka bir seçeneği de kalmamıştı. Ama birden yutmaya çalışmadı; bu defa temkinli bir süreç işledi ve Ukrayna Cephesi'nde kontrollü bir süreç oluşturmayı başardı.
Öte yandan Çin ile ilişkiler daha da stratejik boyutlara taşındı ve pekişti İran/direniş unsuru ise yeni bir dinamikti ve tabii ki; İsrail merkezli düşünülen bölgesel düzen oluşturma ve İsrail denen Atlantik üssünü bölgede kalıcı kılma projeleri de BOP ve benzeri diğer projeler bağlamında yeni dinamiklerdendi veya stratejik anlamda boyutlanan dinamiklerdi.
Gazze Soykırımı ile başlayan süreç on yıllardır düşük yoğunluklu ve yavaş seyreden soykırımı kotarılmasıydı. Atlantik desteği ve kontrolü ile gerçekleşti.
Suriye'de bölgesel bir darbe vuruldu direnişe. Gazze'de soykırıma hız verme Batı şeria'da da süreci hızlandırmaya başlamanın yolunu açtı bu gelişme. Aynı zamanda Lübnan'a büyük baskı korumaya ve İran'la savaşa tutuşma yolunu da açtı Suriye'de yolun secdeli siyonist tetikçiler eliyle açılması. Ancak direniş komplike ve tabansal genişliğe sahip evrensel özelliklerini göstermeye fırsat bulmuş bir yapıdaydı. Her yeni ve zorlu durumda dönüşme, yeni çözümler ve pratikler geliştirme yeteneklerine sahipti. Bu, İran da dahil, tüm bileşenlerin ortak özelliği idi. Lübnan bunun en canlı örneğini şu anda sergilemektedir.
ÇİN, RUSYA, İRAN
Bu üçlü artık fiili olarak Atlantik karşıtı bir blok oluverdi. Elbette her konuda, yani tümüyle eylem ve söylem birlikteliği yok. Ancak kendilerini buldukları yer burası. Atlantik'in tekliğini sürdürmek için üzerlerine daralttığı kuşatma karşısında birlikte davranma en vazgeçilmez seçenekleri oldu.
ABD, Çin'den eli boş döndü ve ABD'nin Çin ve Rusya'yı birbirinden uzaklaştırma stratejisi, biraz da stratejilerinden dolayı devre dışı kaldı. Bir diğer stratejisi olan Çin'i durdurma politikası ise artık gerçekçi olmaktan çıkmış durumda. Zira Çin,Tayvan konusunda daha net duruşunu kendi evinde Trump'ın yüzüne karşı söyledi ve bir anlamda teyit ettirdi.
Dolayısıyla Ukrayna'da Rusya için düşünülen tuzak ve Çin'i Tayvan üzerinden tuzağa çekme planları gerçekleşmedi. Batı Asya'da ise direniş fiili olarak zafer kazanmış gibi görünüyor.
Ukrayna Savaşı ile Avrupa'yı zayıflatıp elde tutmaya devam etmeyi, Rusya'yı çökertmeyi ve Çin üzerinde daha güçlü bir baskı korumayı hedefleyen ancak bu hedefleri tutmayan ABD, kendi mahallesine dönme politikasını Venezuela'da görkemli bir gösteri ile açmış, Küba'yı hedefe koymuş ancak İsrail etkisiyle direksiyonu İran'a kırmıştı.
Grönland, Kanada, Küba derken İran ile bu sıralamayı bozmuştu. Bu sıralamanın bozulması bu sıralamanın uygulanırlığını da zorlaştırdı. Zira İran'da hiçbir stratejik hedefi gerçekleşmeyen Atlantik ve siyonizm çok önemli stratejik kayıplar yaşadı. Bunların en önemlilerinden biri Hürmüz'ün kaybıydı...
Atlantik'in Batı Asya'da içine düştüğü çıkmazdan kurtulmadan kendi mahallesine yönelmesi eskisi gibi kolay olmayacaktır. Batı Asya'dan bir zafer görüntüsü ile ayrılmazı imkanını bile ona tanımayacak direniş. Bölgeden onu kovmaya kesin niyetli. Bölgede ki üstlerini, onlar hiçbir karşılık vermeden/veremeden yerle bir etmeyi başararak kanıtladı bunu.
İsrail. Lübnan ve Filistin'de soykırımı derinleştirerek ABD'yi savaşta tutma stratejisini uzun bir süre daha sürdüremeyecektir. https://ydh.com.tr/d/40325/responsible-statecraft-netanyahu-lubnan-i-siy
Batı Şeria'da yerleşimci adlı teröristlerce başlatılan süreci derinleştirmeye çalışacaktır. Yol, sona yaklaşıyor ve ABD için ne kara, ne hava ve ne de deniz savaşları ile Baı Asya'dan bir zafer elde etme seçeneği artık yok.
AB' nin bir kısmı, dünyanın çeşitli ülkeleri ve Suudi, Katar gibi kimi bölge ülkeleri başta olmak üzere çeşitli aktörlerin; Hürmüz'ün yabancıların elinde olmayacağı, bölgenin İsrail merkezli ve yabancıların güdümünde olmayacağı yeni bölgesel düzeni görmeye, tanımaya ve bu gerçekliği kabul etmeye başladıklarını görüyoruz.
Çeşitli yan yollara sapma girişimleri ile içinde İran'ın ve direnişin olmadığı bölgesel görünümlü kimi şer hedefli ya da beyhude ittifaklar, bölgede NATO'yu güçlendirme girişimleri, Umman'ı tehdit etmeler ve benzeri çabalar bu yeni bölgesel/küresel gerçekliği değiştiremez.
Irak'ta, Libya'da, Suriye'de ABD ve İsrail siyonizmi ile birlikte aynı cephede olan bölge güçlerinin bazıları iyilerle aynı cephede olmayı istemeceklerdir. BAE, Bahreyn gibi bölge ülkeleri son ana kadar ellerinden geldiğince soykırıma destek olmaya devam edeceklerdir ancak bölgenin yeniden şekillenişi gerçekliği karşısında bu çabaların hiçbiri sonuç vermeyecektir.
Mutlak Kötülüğün İfşası En Önemli Zaferdir
Bütün bu zorlu süreçlere rağmen ve devam eden acılara ve ihanetlere rağmen bölge çok kanatıcı ve yıpratıcı süreçlerden geçiyor olsa da yeniden şekillenişe ve kurtuluşa doğru yol almaktadır. Mutlak kötülüğün ifşası çok önemli bir sonuçtur. Zira adeta sütün içinde beyaz bir ipi fark etmeyi gerektirir. Çünkü mutlak kötülük iyiliğin rengine bürünerek çok büyük cürümler istemiştir. Tüm bu süreçlerde de ve hala da aynı cephede bulunmaktadır. O yüzden mutlak kötülüğün ifşası çok önemlidir.
Gazze ve Lübnan örnekleri şuan canlı yaşanan soykırımlar. Batı Şeria. Koca koca ülkeler, on yıllardır süren küresel siyonist emperyalist sömürü ve soykırım ağı. Mutlak kötülük budur.
Bu ağın mimarı olduğu kavramlar, değerler, kurumlar, örgütler, dernekler, mahkemeler, devletler, ordular, tarikatlar,mezhepler, dinler,zihinler,ürünler, tarzlar, yaşamlar,ilaçlar,üretimler,tüketimler, bağlar, bağımlılıklar, sistemler, teslimiyetler, özgürlükler, okullar, medyalar,silahlar, sanatlar, zevkler, hazlar...
Mutlak kötülük budur ve bu kendisini, kendi koyduğu kurallardan dahi beri gören, güçten başka hiçbir değere kıymet vermeyen zorba.
Durmuyor, soykırımdan soykırıma; işgalden işgale koşuyor.
Ateşkes,anlaşma dinlemiyor. Barışı, hiçbir zaman doğru tanımlamadı, tanımadı ve ona bile uymadı.
Uğruna nice devletler yerlere serildi, nice canlar, nice çocuklar, nice şehirler, nice şehitler yere serildi, parçalandı,yandı ama o, durmadı.
O, kendini durmayarak en net şekilde tanıttı. Ne olduğunu, tiynetini gösterdi ve mutlak kötülük olduğunu kanıtladı.
Secde edenlerden neredeyse çoğunun dostluğunu, desteğini de kazandı. Şimdi bile onunlalar. Secdeli siyonistler.
Bu sapkın mutlak kötülük ordusunun en aşağılık suçlarını onlar işledi.
Durmuyor işte. Bizden görünenler yanımızda değil ya, o yüzdendir biraz da durmamaları.
İyiler, neredeyse durdurmuşlardı onları. Ama onlara Suriye'de hemen yol açtı bunlar. Dedim ya, en ağır suçları bu secdeli kesim işledi mutlak kötülük ordusunun.
En ağır ihanet darbelerini onlar vurdu sırtına mazlumların ve iyilerin sırtına hep. Düşmanı alt etmek üzere iken hem de...
Durmuyorlar işte. Ne ateşkes, ne kınama, ne uluslararası toplum, ne garantörlük sistemi, ne anlaşma, ne barış, ne diplomatik girişimler, ne BM, ne bilmem ne...
Ancak bir tek şey onları durdurabilir. Güç, direniş. O da iman ve izzet demek. İslam ümmeti, bir avuç kalmış İslam ümmeti şuan bunu yapmaya çalışıyor. Rabbim ayaklarını sabit kılsın.