Bu günlerde Urfa başta olmak üzere Mezopotamya coğrafyasının büyük bir bölümünde yağan kar ve kendini sert biçimde hissettiren soğuklar, bize sadece kışı değil; kadim bir bilginin, yüzyıllar öncesinden süzülüp gelen bir yaşam aklının da hatırlatıcısı oldu. Pekmez, pestil, ceviz, fıstık, pekmezli sucuk… Mevsiminde hazırlanıp kışa saklanan bu yiyeceklerin neden bu kadar önemli olduğunu bugün daha iyi anlıyoruz.
Mezopotamya insanı, doğayla kavga ederek değil; onu okuyarak, onu anlayarak yaşamayı öğrenmişti. Kışın ne kadar sert geçeceğini, toprağın ne zaman susacağını, bedenin soğukta neye ihtiyaç duyacağını biliyordu. Bu yüzden yazın güneşi sadece teninde değil, kazanlarında da biriktirdi. Üzüm kaynadı, pekmeze dönüştü; bağın bereketi pestile serildi; ceviz ve fıstık, sadece lezzet değil, enerji ve direnç kaynağı olarak kışın hizmetine sunuldu. Bunun belki de en iyi göstergelerinden biri de; Yağan karla birlikte bir çok kişi ilk yaptığı işlerden biri de biraz tremiz kar alıp üzerine pekmez gezdirerek Türkçe'de "Karlamaç", kürtçede ise "Berfdımsk" veya "Berfudıms" adı verilen tatlıyı yapmak oldu. Bu nostaljik refleks bile çok derin bir bilgelik barındırıyor...
Bugün “yüksek kalorili” diye tanımladığımız bu yiyecekler, geçmişte birer hayatta kalma stratejisiydi. Soğuk iklimlerde vücudun ihtiyaç duyduğu enerjiyi sağlayan, aynı zamanda besin değeri son derece yüksek bu gıdalar, modern beslenme literatürünün değil; tecrübenin, gözlemin ve kuşaktan kuşağa aktarılan bilginin ürünüdür.
Çocukluğumdan kalan bir sahne hâlâ zihnimde çok canlıdır. Kış sabahları, henüz hava tam aydınlanmadan yakılan odun sobasının üzerinde kaynayan mercimek çorbası… Yanında mutlaka bir tabak pekmez. Kahvaltı dediğimiz şey buydu. Sonra dağda odun kesmeye gidilir, bahçelerde karın altından havuç, turp sökülürdü. Beden, soğuğa karşı bu yiyeceklerle hazırlanır; gün, emekle tamamlanırdı. Akşam olunca evin içi başka bir sıcaklığa bürünürdü. Gece sohbetlerinin vazgeçilmezleri pestil, kesme (çekçek), ceviz, fıstık ve pekmezle yapılan ceviz sucuğuydu. Mardin’de “beni” denilen o pekmezli sucuk, sadece bir tatlı değil; uzun kış gecelerinin eşlikçisi, sohbetin bahanesi, paylaşmanın simgesiydi.
Bugün market raflarında her mevsim her şeyi bulabiliyor olabiliriz. Ama her şeyin bulunabilir olması, her şeyin anlamlı olduğu anlamına gelmiyor. Mezopotamya’nın kışlık yiyecekleri bize şunu hatırlatıyor: Doğru zaman, doğru hazırlık ve doğaya saygı olmadan sürdürülebilir bir yaşam mümkün değildir.
Yağan karla birlikte anlıyoruz ki, pekmez sadece bir tatlı değil; pestil sadece bir atıştırmalık değil. Onlar, bu coğrafyanın hafızasıdır. Soğuğa karşı geliştirilmiş bir kültürün, emeğin ve bilgeliğin damıtılmış hâlidir. Belki de bugün yapmamız gereken, bu kadim aklı nostaljiyle değil; ciddiyetle yeniden düşünmektir. Çünkü kar yağdığında, insan sadece üşümüyor; hatırlıyor da...
Afiyette kalın