Geçen gün, haftalık pazar alışverişini yapmak üzere evimin yakınındaki semt pazarına gittim. Öğlene doğru… Bilerek seçtiğim bir saat. Kalabalık dağılmış olur, tezgâhlara daha rahat bakılır, insan hem iyi ürün alır hem de kimseyle münakaşaya girmeden işini görür.
Aracımı pazarın yakınında, yol kenarına park ettim. Alışverişimi yapıp yaklaşık yarım saat sonra döndüğümde, korktuğum başıma gelmişti. Aracımın önünde ve arkasında park eden araçlar yüzünden arabam adeta kıstırılmıştı. Yanıma park eden bir başka araç, beni oradan çıkamaz hâle getirmişti.
“Herhâlde o da pazardadır, birazdan gelir” diye düşündüm. Beklemeye karar verdim. Beş dakika geçti… On dakika… Yirmi dakika… Ne gelen var ne giden. Abartmıyorum, tam elli beş dakika bekledim. Derken bir adam geldi.
Biraz da ister istemez kızgın bir edayla,
— “Araç sizin mi?” diye sordum.
Adam, sanki hiçbir şey olmamış gibi, gayet sakin ve umursamaz bir tavırla,
— “Evet benim. Ne olmuş?” diye cevap verdi.
İçimden bir “Lâ havle” çektim. Yine de ses tonumu bozmadan, yaklaşık bir saattir kendisini beklediğimi, kimsenin kimseyi bu şekilde mağdur etmeye hakkı olmadığını anlatmaya çalıştım. Fakat karşımdaki insan, nezaketle değil, nezaketsizlikle cevap vermeyi tercih etti.
Beni tanıyor olacak ki, işi bambaşka bir yere çekti:
— “Ayıp ayıp… Bir de hoca olacaksın. Sen talebelerine böyle mi öğretiyorsun? Ne olmuş yani, pazarımızı yapmayalım mı?”
İşte tam o an, rahmetli babamın kulağıma küpe olan nasihati aklıma geldi: “Bir köpek seni ısırabilir ama sen köpeği ısırmaya kalkma.”
O an tam karşımda duranı başta olmak üzere tüm şeytanlara lanet okudum. Tartışmanın kimseye fayda getirmeyeceğini bildiğim için sustum. İçimden sadece şunu geçirdim: “Ne hâle gelmişiz… Peygamberler şehri diye bilinen bu kadim şehre bu hoyratlık nasıl yakıştırılır?”
O an anladım ki mesele bir arabanın yolu kapatması değildi. Asıl mesele, empati duygusunun, kul hakkı hassasiyetinin ve en temel insanî nezaketin giderek kaybolmasıydı. İnsan, yaptığı yanlışı savunmak yerine bir “kusura bakma” demeyi neden bu kadar zor görüyor? Toplum olarak küçük hataların büyük yaralara dönüştüğü bir eşiğin üzerindeyiz. Trafikte, pazarda, sokakta; her yerde biraz daha tahammülsüz, biraz daha bencil hâle geliyoruz. Oysa bizi biz yapan, aynı şehirde yaşanılır kılan şey; kurallar kadar vicdandır, hak kadar edep ve ahlaktır.
Ben sustum. Adam aracına binip gitti. Bana ise sadece acımak kaldı. Kendisine değil, geldiğimiz hâle…
Zalimler için yaşasın cehennem!
Afiyette kalın.