Ramazan ayı, sadece sofraların değil, kalplerin de kurulduğu bir mevsimdir. Bu ayda paylaşılan lokmanın, uzatılan elin, edilen duanın ayrı bir kıymeti vardır. Ne var ki zamanla bazı güzel niyetler, alışkanlıkların gölgesinde şekilci bir hüviyete bürünebilmektedir. Ramazan kolileri de bu durumun en dikkat çekici örneklerinden biri hâline gelmiştir.
Yıllardır benzer içeriklerle hazırlanan gıda paketleri, çoğu zaman yardım edenin vicdanını rahatlatan, fakat yardım alanın gerçek ihtiyacına tam olarak karşılık veremeyen bir uygulama olarak karşımıza çıkmaktadır. Oysa yoksulluk, yalnızca mutfaktaki tencerenin kaynamaması demek değildir. Elektrik faturasının son ödeme tarihi, çocuğun okul masrafı, kiraya yetişememe telaşı, ilaç parası, kışlık ayakkabı ihtiyacı… Bütün bunlar da yoksulluğun sessiz yüzleridir.
Ramazan kolilerinin içine konulan makarna, bulgur, pirinç gibi ürünler elbette temel gıda maddeleridir. Ancak çoğu zaman en kolay temin edilebilen, en düşük maliyetli ürünlerin tekrar tekrar dağıtılması, ihtiyaç sahibinin mutfağında bir yığılmaya sebep olurken; asıl yakıcı ihtiyaçlar ertelenmeye devam etmektedir. Yardım, bazen ihtiyaç sahibinin tercih hakkını elinden almak anlamına da gelebilir. “Ben senin adına neye muhtaç olduğunu biliyorum” demek, iyi niyetli olsa bile, insan onurunu zedeleyebilecek bir yaklaşımı içinde barındırır.
Oysa aynı meblağın nakit olarak verilmesi, yardımı alan kişiye bir tercih özgürlüğü sunar. Kendi ihtiyacını en iyi yine kendisi bilir. Belki o gün mutfağında yeterince erzak vardır ama kombisi arızalıdır; belki dolabında makarna vardır ama çocuğunun sınav harcı ödenmemiştir. Nakit yardım, ihtiyaç sahibine sadece maddi değil, aynı zamanda manevi bir alan da açar: Karar verme hakkı. Bu hak, insanın izzetini koruyan en temel unsurlardan biridir. Ramazan, empati ayıdır. Aç kalmanın ne demek olduğunu anlamaya çalışırken, bir başkasının yerine düşünmeyi de öğrenmeliyiz. Yardımı standartlaştırmak yerine, insanı merkeze alan bir anlayış geliştirmek, Ramazan’ın ruhuna daha uygun değil midir? Belki de asıl bereket, koli sayısında değil; insan onurunu gözeten incelikte gizlidir.
Ezcümle; Mesele, yardımın yapılması değil; nasıl yapılacağıdır. Şekilsel bir cömertlik yerine, gerçek ihtiyaca temas eden bir paylaşım anlayışı, Ramazan’ın hikmetine daha yakışacaktır. Çünkü Ramazan, sadece sofraları doldurmak için değil; kalpleri incitmeden doyurabilmek için vardır.
Afiyette kalın.