Ramazan ayı, paylaşmanın, bereketin ve ölçünün ayıdır. Aynı sofrada buluşmanın huzuru, bir tas çorbanın sıcaklığı ve bir hurmanın sadeliği bu ayın ruhunu yansıtır. Ne var ki son yıllarda birçok lokanta ve restoranın uyguladığı “İftar menüsü” anlayışı, bu ruhla ne kadar örtüşüyor sorusu zihinleri meşgul ediyor.
İftar saatinde yaşanan yoğunluk elbette işletmeler açısından bir organizasyon meselesidir. Aynı anda yüzlerce kişiye servis yapma zorunluluğu, alakart siparişlerin mutfakta karmaşa oluşturabileceği düşüncesini doğurur. Bu gerekçeyle belirli bir “sabit menü” uygulamasına gidilmesi ilk bakışta makul görünebilir. Ancak mesele yalnızca pratiklik değildir; mesele, sunulan içeriğin adil ve samimi olup olmadığıdır.
Bugün bazı işletmelerde iftar tabağı adı altında sunulan küçük bir porsiyon; iki hurma, bir parça kuru kayısı ve birkaç zeytinden ibaret olmasına rağmen “zengin başlangıç” olarak takdim edilmektedir. Ana yemek dışında sıralanan ara sıcak, ordövr, salata ve meze çeşitleri de çoğu zaman sembolik miktarlarda sunulmakta; fakat menü listesinde uzun uzun yazılarak fiyatı yukarı çeken bir unsur hâline getirilmektedir. Kâğıt üzerinde çeşitlilik, masada ise sınırlı ve düşük maliyetli içerik… Bu durum, bereket ayının ruhuyla çelişen bir gösteriş ekonomisine dönüşmektedir diye düşünüyorum. Oysa Ramazan’da asıl beklenti, abartılı çeşit değil; doyurucu, kaliteli ve makul fiyatlı bir sofradır. Ana yemeğin sabit olması işletmeler için kolaylık sağlayabilir. Fakat diğer tabakların isteğe bağlı sunulması hem israfı azaltır hem de müşteriye seçim özgürlüğü tanır. Ara sıcak ya da meze istemeyen bir müşterinin, sırf menü sabit diye bunların bedelini ödemesi adalet duygusunu zedelemektedir. İsteğe göre servis edilen yan ürünler sayesinde hem fiyat daha dengeli olur hem de tüketim daha bilinçli gerçekleşir. Birde çoğu ürünün tüketilmeden çöpe gitmesi de bu işin israf denilen korkunç yüzünü oluşturmaktadır.
Ramazan sofraları, gösterişli listelerle değil, samimiyetle değer kazanır. İşletmeler için kazanç elbette önemlidir; ancak uzun vadeli güven ve müşteri memnuniyeti, kısa vadeli fiyat artışlarından daha kıymetlidir. Şeffaf içerik, net porsiyon bilgisi ve adil fiyatlandırma, hem ticari ahlakı güçlendirir hem de toplumsal güveni artırır.
İşletmeler açısından belki de sorulması gereken şudur: Ramazan’da sofralarımızı gerçekten zenginleştiren şey nedir? Uzun menü listeleri mi, yoksa ölçülü, kaliteli ve dürüst bir hizmet anlayışı mı? Bereket, çoğaltılan kalem sayısında değil; paylaşılan lokmanın samimiyetindedir vesselam...
Afiyette kalın