Son yıllarda yeme ve içme sektöründe yeni bir pazarlama anlayışı hızla yaygınlaşıyor. Sabit bir ücret ödeyerek sınırsız yemek yenilebilen açık büfe kahvaltılar, "ye ye bitmez" sloganlarıyla sunulan pizza ve pide salonları, menülere eklenen sınırsız kolalı ve gazlı içecek kampanyaları artık birçok şehirde olduğu gibi Şanlıurfa'da da dikkat çekici biçimde artmaya başladı. İlk bakışta tüketici için cazip görünen bu uygulamalar, özellikle öğrenciler ve gençler tarafından ekonomik bir fırsat olarak değerlendiriliyor. Ancak işin perde arkasına bakıldığında, bu kampanyaların toplum sağlığı açısından ciddi riskler taşıdığı görülüyor.
"Sınırsız" kelimesi insan psikolojisi üzerinde güçlü bir etkiye sahiptir. İnsan, ödediği ücretin karşılığını sonuna kadar almak ister. Aç olmadığı hâlde bir dilim daha pizza, bir porsiyon daha pide, bir bardak daha kola tüketme eğilimi gösterir. Çünkü zihninde "Nasıl olsa parasını ödedim." düşüncesi oluşur. Böylece ihtiyaç kadar yemek yerine, mümkün olduğunca fazla tüketmeye yönelir. Oysa insan vücudu sınırsız tüketime göre yaratılmamıştır. Aşırı beslenme; obezite, tip 2 diyabet, hipertansiyon, karaciğer yağlanması, kalp ve damar hastalıkları gibi birçok ciddi rahatsızlığın temel nedenleri arasında yer almaktadır. Bugün dünyanın pek çok ülkesinde sağlık otoriteleri, obeziteyi adeta sessiz bir salgın olarak tanımlamaktadır. Türkiye de bu tablonun dışında değildir. Özellikle çocuklar ve gençler arasında yanlış beslenme alışkanlıklarının giderek yaygınlaşması, geleceğe dair endişeleri artırmaktadır.
Bu kampanyaların en dikkat çekici yönlerinden biri de "sınırsız içecek" uygulamalarıdır. Burada da çoğu zaman tüketiciye sadece kola ve benzeri şekerli, gazlı içecekler sunulmaktadır. Yakın zamanda yaşadığım bir olay bunun somut bir örneğidir. Bir restoranda menü alırken görevliye, "Sınırsız içecek olarak ayran alabilir miyim?" diye sordum. Görevlinin cevabı kısa ve netti: "Hayır, kampanyaya sadece kola ve gazlı içecekler dahildir." Bu cevap aslında üzerinde düşünülmesi gereken önemli bir gerçeği ortaya koyuyor. Daha doğal ve besleyici bir seçenek olan ayran kampanyaya dahil edilmiyor; buna karşılık yüksek miktarda şeker içeren gazlı içeceklerin sınırsız tüketimi teşvik ediliyor. Böyle bir uygulamanın toplum sağlığı açısından doğru olduğunu söylemek mümkün değildir. Şekerli ve gazlı içeceklerin aşırı tüketiminin zararları artık tartışma konusu olmaktan çıkmıştır. Bu içecekler yalnızca yüksek miktarda şeker içermez; aynı zamanda boş kalori kaynağıdır. Sürekli tüketildiklerinde kilo artışına, insülin direncine, diş çürüklerine ve metabolik hastalıklara zemin hazırlar. Üstelik sınırsız sunulduklarında insanlar, normalde tüketeceklerinden çok daha fazla içmektedir.
Elbette hiçbir işletmenin kazanç elde etmesine karşı çıkılamaz. Rekabet şartlarında müşteriyi çekmek için farklı kampanyalar yapılması doğaldır. Ancak ticari kazanç ile toplum sağlığı arasında bir denge kurulması da sosyal sorumluluğun gereğidir. Bir işletme, müşterisini daha fazla yemeye ve daha fazla şeker tüketmeye teşvik etmek yerine, sağlıklı seçenekleri de ön plana çıkarabilir. Örneğin sınırsız içecek kampanyasında ayran, maden suyu veya şekersiz içecekler de yer alabilir. Böylece hem müşteri memnuniyeti sağlanır hem de sağlıklı tercihler desteklenmiş olur.
Burada asıl sorumluluk sadece işletmelere de ait değildir. Yerel yönetimler, ilgili kamu kurumları, sağlık otoriteleri ve sivil toplum kuruluşları da bu konuda farkındalık oluşturmalıdır. Sigara kullanımını azaltmak için yıllarca yürütülen bilinçlendirme çalışmalarının benzeri, sağlıklı beslenme konusunda da yapılmalıdır. Çünkü sağlıksız beslenmenin yol açtığı hastalıkların tedavi maliyeti, bugün yapılan ticari kampanyaların sağlayacağı kısa vadeli kazançlardan çok daha ağırdır. Ne yazık ki günümüzde birçok reklam ve kampanya, "daha fazla tüket, daha çok kazan" anlayışı üzerine kuruludur. Oysa gerçek kazanç, bir öğünde daha fazla yemek değil; uzun yıllar sağlıklı yaşayabilmektir. Sofralarımız bereketli olsun, buna kimsenin itirazı yok. Ancak bereket; israf, aşırılık ve sağlıksız tüketim anlamına gelmemelidir.
İslam'ın temel ilkelerinden biri de ölçülü olmaktır. Yüce Allah, "Yiyiniz, içiniz; fakat israf etmeyiniz." buyurur. Bu ilke yalnızca ekonomik israfı değil, sağlığı bozacak ölçüsüz tüketimi de kapsar. Dolayısıyla insanı gereğinden fazla yemeye özendiren her uygulama, üzerinde yeniden düşünülmesi gereken bir konudur. Belki de artık kendimize şu soruyu sormanın zamanı gelmiştir: İnsanları gerçekten doyuran şey, sınırsız yemek yemek midir; yoksa sağlıklı, dengeli ve bilinçli beslenmek mi? Toplum olarak bu soruya vereceğimiz cevap, gelecek nesillerin sağlık tablosunu da belirleyecektir. Çünkü sınırsız olması gereken şey pizza, pide ya da kola değil; sağlıklı yaşam bilinci, ölçülü tüketim anlayışı ve insan sağlığına verilen değerdir. Gerçek zenginlik de işte budur.
Afiyette kalın