Güneydoğu Anadolu'nun kıraç tepelerinde, taşlık yamaçlarında, yol kenarlarında kendiliğinden yetişen bir bitki vardır. Kimi ona keber, kimi şebellah, kimi ise kapari der. Bilimsel adı Capparis spinosa olan bu bitki, aslında bölgenin iklimine en uygun tarımsal ürünlerden biridir. Ne bol su ister, ne verimli toprak, ne de yoğun bakım. Adeta yokluğa meydan okuyarak yaşar. Ancak ne yazık ki, bu kadar dayanıklı ve ekonomik değeri yüksek bir bitkiye gereken önem hâlâ verilmemektedir.
Bugün dünyanın birçok ülkesinde kapari; turşusu yapılan, yemeklerde kullanılan, soslara lezzet veren, ilaç ve kozmetik sanayisinde değerlendirilen önemli bir tarım ürünüdür. Avrupa ülkeleri başta olmak üzere uluslararası pazarda talep gören kapari, üreticisine yüksek katma değer sağlayan ürünler arasında yer almaktadır.
Besin değeri açısından da dikkat çekicidir. Düşük kalorili olması nedeniyle sağlıklı beslenme programlarında tercih edilir. Yaklaşık 100 gramında yalnızca 23 kalori bulunurken, karbonhidrat, protein, lif ve antioksidan bileşenler bakımından da zengindir. Geleneksel halk hekimliğinde ise sindirim sisteminden romatizmal rahatsızlıklara kadar birçok alanda destekleyici bitki olarak kullanıldığı bilinmektedir. Bilimsel çalışmalar da kaparinin antioksidan ve antiinflamatuvar özellikleri üzerine yoğunlaşmaktadır.
Bütün bunlar ortadayken insan ister istemez şu soruyu soruyor: Böylesine değerli bir bitkinin kültür tarımı neden Şanlıurfa'da ve Güneydoğu Anadolu'da yaygınlaştırılmıyor?
Bu sorunun cevabı yalnızca tarımla ilgili değildir; aynı zamanda planlama, vizyon ve kalkınma meselesidir.
Güneydoğu Anadolu Bölgesi son yıllarda kuraklığın etkilerini daha fazla hissetmektedir. Yer altı su seviyeleri düşüyor, barajlardaki doluluk oranları zaman zaman endişe verici seviyelere iniyor. Buna rağmen yüksek miktarda su tüketen ürünler ekilmeye devam ediyor. Oysa iklim değişikliğinin giderek etkisini artırdığı günümüzde, suyu ekonomik kullanan alternatif ürünlere yönelmek artık bir tercih değil, zorunluluktur.
İşte kapari tam da bu noktada büyük bir fırsat sunmaktadır. Çünkü kapari, kurak iklimin bitkisidir. Taşlı, eğimli ve tarıma elverişsiz görülen arazilerde bile yetişebilir. Böylece bugüne kadar değerlendirilemeyen alanlar ekonomiye kazandırılabilir. Üstelik güçlü kök yapısıyla toprağı tutarak erozyonun önlenmesine de katkı sağlar.
Şanlıurfa, Mardin, Diyarbakır, Adıyaman, Gaziantep, Kilis, Batman ve Siirt gibi illerde doğal olarak yetişen kapari, aslında bölgenin kendi genetik zenginliğidir. Bugün ithal edilen ya da başka bölgelerde üretilen birçok ürün için harcanan emek ve kaynak, neden bu coğrafyanın kendi hazinesine yönelmesin?
Elbette bunun gerçekleşebilmesi için yalnızca çiftçinin çabası yeterli değildir. Tarım ve Orman Bakanlığı, üniversiteler, ziraat odaları, kalkınma ajansları ve yerel yönetimler ortak projeler geliştirmelidir. Çiftçilere kapari yetiştiriciliği konusunda eğitim verilmeli, sertifikalı fidan desteği sağlanmalı, alım garantisi oluşturulmalı ve ürünün işlenerek katma değerli hâle gelmesi teşvik edilmelidir.
Kaparinin yalnızca ham ürün olarak satılması yerine salamurası, turşusu, kurutulmuş tomurcukları, sosları ve tıbbi-aromatik ürünleriyle markalaşması sağlanmalıdır. Böylece hem iç pazarda hem de ihracatta önemli gelir elde etmek mümkün olabilir.
Şanlıurfa'nın gastronomi alanındaki yükselişi de bu ürün için ayrı bir avantajdır. Bölgenin zengin mutfak kültürüne kaparinin daha fazla kazandırılması, restoranlarda ve yöresel ürün satış noktalarında tanıtılması hem turizme hem de üreticiye katkı sağlayacaktır.
Aslında mesele yalnızca kapari değildir. Mesele, yüce Allah'ın bize sunduğu imkânları fark edip onları doğru değerlendirebilmektir. Yıllardır en çorak ve kurak topraklarda, taşların arasında, kısaca her yer ve şartta kendiliğinden yetişen bir bitkiye bakıp geçiyoruz. Oysa belki de o taşların arasında geleceğin tarımı, kırsal kalkınması ve ihracat potansiyeli gizlidir.
Bir zamanlar değersiz görülen birçok ürün bugün milyarlarca dolarlık pazarlara ulaşmış durumda. Kaparinin de aynı başarıyı yakalamaması için hiçbir sebep yoktur. Yeter ki bilimsel üretim yapılsın, üretici desteklensin ve bu doğal zenginlik doğru politikalarla ekonomiye kazandırılsın.
Belki de yıllardır aradığımız kalkınma modeli, çok uzaklarda değil; Şanlıurfa'nın taşlı yamaçlarında sessizce açan bir kapari çiçeğinin içinde saklıdır. Onu görmek, sahip çıkmak ve gelecek nesillere kazandırmak ise hepimizin ortak sorumluluğudur.
Afiyette kalın.