Şanlıurfa’nın bazı kokuları vardır; insanı çocukluğuna götürür, eski mahallelerin dar sokaklarında dolaştırır, unutulduğu sanılan hatıraları yeniden canlandırır. Taş fırından yükselen sıcak ekmek kokusu da bunlardan biridir. Hele bu ekmek, üzerine küncü (susam) serpilmiş, hayır niyetiyle hazırlanmış ve sokak sokak dağıtılıyorsa, artık sıradan bir yiyecek olmaktan çıkar; bir şehrin vicdanını, merhametini ve kültürel hafızasını temsil eder. İşte Urfa’nın küncülü ekmek geleneği, tam da böyle bir hikâyedir. Bugün modern hayatın telaşı içinde pek çok değerimizi yeniden hatırlamaya çalışırken, Şanlıurfa’da yaşatılan bu gelenek bize önemli bir gerçeği anlatıyor: Bir şehrin zenginliği yalnızca sahip olduğu tarihî eserlerle değil, insanlarının birbirine uzattığı gönül eliyle ölçülür.
Şanlıurfa’da özellikle perşembeyi cumaya bağlayan akşam, hayırseverlerin sipariş ettiği küncülü ve şekerli ekmekler taş fırınlarda hazırlanır. Ekmekler fırından çıkarıldıktan sonra parçalara bölünür; fırıncı çırağı ya da görevlendirilen kişiler tarafından esnafa, çocuklara ve sokaktan geçen vatandaşlara dağıtılır.
Bir hayırsever fırına gider, ekmek parasını bırakır. Fırıncı hamuru hazırlar, küncüyü serper, ateşin başında emeğini ortaya koyar. Ardından bir parça ekmek, hiç tanımadığı bir insanın eline ulaşır. Ne veren alanı tanır ne de alan verenin kim olduğunu bilir. Gerçek iyilik, biraz da budur: İsminin duyulmasını beklemeden vermek, karşılığını insanlardan değil vicdanından beklemek.
Urfa’nın tarihini konuşurken Göbeklitepe’den Harran’a, Balıklıgöl’den tarihî çarşılara kadar pek çok değeri sayarız. Oysa şehrin yaşayan tarihini anlamak için bazen "Dırnaklı ekmek fırını" olarak da söylenen bir taş fırının önünde durmak yeterlidir. Çünkü fırın, Urfa’da yalnızca hamurun ekmeğe dönüştüğü bir yer değildir; mahalle hayatının, ustalığın, komşuluğun ve paylaşmanın da buluşma noktasıdır.
Küncülü ekmek dağıtımı, bu kültürün önemli bir parçasıdır. Bir zamanlar çocukların heyecanla beklediği, ekmek dağıtılırken insanların bir araya geldiği o akşamlar, mahalle dayanışmasının da bir göstergesiydi. Bir geleneğin değerini, onu kaç kişinin sürdürdüğünden önce, hangi insani duyguyu yaşattığıyla değerlendirmek gerekir.
Küncülü ekmek dağıtımının amacı, hayır işlemek ve nimeti insanlarla paylaşmaktır. Bu hayır, kimi zaman bir yakının anısına, kimi zaman bir dilek ve temenniye, kimi zaman da yalnızca iyilik yapma arzusuna dayanır. Uygulamanın gerekçesi kişiden kişiye değişebilir. Burada önemli olan, ekmeğin kime verildiği değildir. Zengin ya da yoksul, genç ya da yaşlı, Urfalı ya da başka bir şehirden gelmiş olmak fark etmez. Herkes aynı ekmekten pay alabilir. Bu yönüyle gelenek, insanları ekonomik durumlarına ve toplumsal konumlarına göre ayırmadan bir araya getirir. Bu gün bir çok insanın birbirine yabancılaştığı, komşuların birbirini tanımadığı bir dünyada, isimsiz bir hayırseverin yaptırdığı ekmeğin hiç tanımadığı insanlara ulaştırılması son derece anlamlıdır. Böyle bir davranış, uzun nutuklardan daha güçlü bir mesaj verir.
Küncülü ekmek geleneğinin kesin başlangıç tarihi bilinmediğinden, onu daha eski dönemlere kesin biçimde dayandırmak doğru olmaz. Fakat tarihi tam olarak bilinmese de kültürel değeri açıktır. Asıl mesele, bu mirasın gelecekte de yaşayıp yaşamayacağıdır. Bugünün çocukları küncülü ekmek geleneğini yalnızca büyüklerinden duydukları bir hikâye olarak mı hatırlayacak, yoksa yarın kendileri de bir fırına gidip ekmek yaptırarak bu iyiliği sürdürecek mi?
Bu konuda yerel yönetimlere, kültür kuruluşlarına, esnaf odalarına ve sivil toplum kuruluşlarına önemli görevler düşüyor. Geleneğin yaşlı ustalardan ve aile büyüklerinden dinlenerek kayıt altına alınması, fotoğraflarla belgelenmesi, genç kuşaklara anlatılması ve yerel kültür etkinliklerinde tanıtılması, bu mirasın korunmasına katkı sağlayabilir. Çünkü kültürel miras, yalnızca geçmişten kalan bir hatıra değil, geleceğe bırakacağımız bir sorumluluktur.
Şanlıurfa, tarihî eserleriyle geçmişe, mutfağıyla kültürüne, insanıyla da geleceğe uzanan büyük bir mirasa sahiptir. Küncülü ekmek dağıtma geleneği, bu mirasın belki küçük görünen ama anlamı büyük parçalarından biridir. Çünkü bazen bir şehrin bütün değerlerini anlatmak için uzun kitaplara değil, bir parça ekmeğe ihtiyaç vardır. O ekmeğin üzerinde küncü, arkasında emek, dağıtılmasında hayır, alınmasında sevinç, bütün bunların özünde ise insan sevgisi vardır. Belki yıllar sonra bugün ekmek dağıtan hayırseverlerin isimleri hatırlanmayacak; fırıncıların bir kısmı aramızda olmayacak, sokaklar değişecek. Ama bu gelenek yaşatılırsa, bir insanın başka bir insan için yaptığı iyilik de yaşamaya devam edecektir.
Urfa’nın küncülü ekmeği birbirimize yeniden gönül vermeyi, paylaşmayı ve geçmişten aldığımız iyilik mirasını geleceğe taşımayı anlatan çok önemli bir gelenektir vesselam…
Afiyette kalın.