MUTFAKTA İSRAF

Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Mutfak, bir evin en bereketli köşesidir. Ancak ne yazık ki aynı zamanda israfın en sessiz şekilde yaşandığı alanlardan biridir. Çoğu zaman farkına bile varmadan, “daha düzgün olsun”, “daha güzel görünsün” ya da “daha iyi pişsin” gibi gerekçelerle gıdanın önemli bir kısmını çöpe gönderiyoruz. Oysa bu küçük gibi görünen kayıplar, hem ekonomik hem de ahlaki açıdan ciddi bir meseleye işaret ediyor.

Mesela domates… Kabuğunu soyalım derken bıçağı biraz derine daldırdığımızda, sadece kabuğu değil, kabuğun hemen altındaki en kıymetli kısmı da alıp götürüyoruz. Oysa o bölgede yoğun şekilde bulunan likopen, insan sağlığı için oldukça değerli bir antioksidandır. Yani biz farkında olmadan hem nimeti hem de şifayı çöpe atıyoruz.

Benzer bir durum patlıcanda karşımıza çıkar. “Sap kısmı serttir, iyi pişmez” düşüncesiyle patlıcanın üst kısmını gereğinden fazla kesip atarız. Halbuki doğru pişirme yöntemleriyle o kısımlar da rahatlıkla tüketilebilir. Aynı şekilde kabak soyarken neredeyse yarısını kabukla birlikte almak, havucun dışını kalın kalın tıraşlamak, hatta elmanın kabuğunu tamamen soymak da benzer bir israf anlayışının ürünüdür. Oysa pek çok sebze ve meyvenin kabuğuna yakın kısmı, vitamin ve lif açısından en zengin bölgedir.

Karpuz örneği ise israfın en görünür hâlidir. Karpuzu keserken kırmızı kısmın hemen bitiminde bıçağı indirir, beyaz kısmı hiç düşünmeden çöpe göndeririz. Oysa o açık renkli bölüm de tüketilebilir; turşusu yapılır, reçeli olur. Ama biz alışkanlıklarımızın esiri olarak nimetin büyük bir kısmını değerlendirmeden elden çıkarırız.

Ekmek doğramada bile benzer bir savurganlık göze çarpar. Bayatladı diye çöpe atılan ekmekler, oysa ki kızartılarak, galeta ununa dönüştürülerek veya farklı tariflerde değerlendirilerek tekrar sofraya kazandırılabilir. Soğanın dış katmanlarını gereğinden fazla soymak, marulun en dış yapraklarını “kirli” diye tamamen atmak, pırasanın yeşil kısımlarını kullanmadan çöpe göndermek… Bunların hepsi, alışkanlık hâline gelmiş ama sorgulanması gereken davranışlardır.

Bu noktada mesele sadece bireysel mutfak pratiği değildir. İsraf edilen her gıda, aynı zamanda üretim sürecinde harcanan suyun, emeğin, enerjinin de boşa gitmesi demektir. Bir domatesin tarladan sofraya gelene kadar geçtiği süreç düşünüldüğünde, çöpe atılan her parça aslında ciddi bir kaybın sembolüdür. Üstelik dünyada milyonlarca insan yeterli gıdaya ulaşamazken, bizim bu kadar hoyrat davranmamız vicdani bir sorgulamayı da beraberinde getirir.

Daha dikkatli olmak aslında zor değildir. Sebzeleri mümkün olduğunca ince soymak, bazılarını kabuğuyla tüketmeye alışmak, kullanılabilir kısımları değerlendirmek, hatta artan parçaları farklı tariflerde kullanmak… Bunlar küçük ama etkili adımlardır. Biraz bilinç, biraz özen ve biraz da saygı ile soframızdaki bereketi artırmak mümkündür.

Unutmamak gerekir ki israf, sadece çöpe atılan bir parça gıda değildir; aynı zamanda nimete karşı gösterilen bir vurdumduymazlıktır. Bıçağın her darbesinde biraz daha dikkatli olmak, aslında hem kendimize hem de içinde yaşadığımız dünyaya karşı bir sorumluluğun gereğidir.

Afiyette kalın

MUTFAKTA İSRAF

İptal

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha fazla gösterilecek yazı bulunamadı!

Tekrar deneyiniz.