İlkbahardan yaz mevsimine geçiş yaparken pazar tezgâhlarında boy göstermeye başlayan yeşil erik, yalnızca bir meyve değil; aynı zamanda hafızalara kazınmış bir mevsim hatırasıdır. Daha dallar tam yapraklanmadan ortaya çıkan o keskin ekşi tat, çocukluğun sokaklarını, okul önlerindeki seyyar tezgâhları ve avuç içindeki tuza batırılmış ilk eriği hatırlatır insana.
Erik ağacı, gülgiller familyasına mensup kadim bir meyve ağacıdır. Bilimsel adı “Prunus domestica” olan eriğin yaklaşık iki bin yıldır bilindiği kabul edilmektedir. Kafkasya ve Hazar havzasından dünyaya yayıldığı düşünülmektedir. Anadolu ise eriğin yalnızca yetiştiği değil, aynı zamanda kültüre dönüştüğü coğrafyalardan biridir. Can eriği, papaz eriği, mürdüm eriği ve üryani eriği gibi çeşitler, bu kadim meyvenin farklı karakterlerini temsil eder.
Uzmanlar, yeşil eriğin oldukça faydalı bir meyve olduğunu belirtmektedir. İçerdiği B vitamini, potasyum ve magnezyum sayesinde sindirimi desteklediği, iştah açtığı ve bağışıklığı güçlendirdiği ifade edilmektedir. Ateş düşürücü etkisinden böbrek sağlığına kadar pek çok konuda faydalı olduğu dile getirilmektedir. Kısacası yeşil erik, küçük görüntüsünün ardında büyük bir şifa taşır.
Ancak burada dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta vardır.
Özellikle okul çevrelerinde satılan eriklerin yanında bol miktarda tuz verilmesi, çocukların farkında olmadan aşırı tuz tüketmesine neden olmaktadır. Oysa tuz, kontrollü tüketilmesi gereken bir maddedir. Bir diğer mesele ise hijyen konusudur. Yıkanmadan tüketilen eriklerin üzerinde hem mikrobik riskler hem de zirai ilaç kalıntıları bulunabilmektedir. Bu yüzden özellikle çocukların meyveleri mutlaka yıkayarak tüketmeleri gerekir.
Yeşil erik çoğu zaman çiğ olarak yenir. Ancak Mezopotamya mutfağı, eriği yalnızca bir meyve olarak değil, yemeklerin ruhuna işlenen bir lezzet unsuru olarak da değerlendirmiştir. Erik, birçok yemekte kullanılmakta ve çeşitli şekillerde pişirilmektedir. Bu yemeklerden biri de Erik Tavası’dır.
Etin yoğun lezzeti ile eriğin mayhoş ekşiliği aynı tencerede buluştuğunda ortaya son derece zarif bir tat çıkar. İlk lokmada damağa yayılan hafif ekşilik, ardından gelen etin derin aromasıyla birleşir ve insanı eski sofralara götürür. Özellikle ilkbahar aylarında yapılan bu yemek, bölgenin mevsimsel mutfak anlayışının en güzel örneklerinden biridir.
Bugün sizlere, eşsiz bir lezzet olduğuna inandığım ve okuyucularımın da beğeneceğini düşündüğüm “Yeşil Erik Tavası”nın tarifini paylaşmak istedim.
ERİK TAVASI TARİFİ
Gerekli Malzemeler
1,5 kg iri yeşil erik
400 gram kuşbaşı et
1 adet kuru soğan
1 yemek kaşığı domates salçası
Yarım yemek kaşığı biber salçası
1 baş taze sarımsak
1 yemek kaşığı sadeyağ veya tereyağı
1 yemek kaşığı şeker
2 tatlı kaşığı tuz
1 çay kaşığı karabiber
Yapılışı
Kuşbaşı et, yarım bardak su ile birlikte tencereye alınır. Kısık ateşte, kapağı kapalı şekilde kendi suyunu salıp yeniden çekinceye kadar pişirilir.
Ardından yemeklik doğranmış soğan ve sadeyağ eklenerek soğanlar şeffaflaşıncaya kadar kavrulur. Daha sonra domates ve biber salçası ilave edilip birkaç dakika daha karıştırılır.
Etin üzerini hafifçe geçecek kadar sıcak su eklenir, tuzu ilave edilir ve et iyice yumuşayıncaya kadar ağır ateşte pişirilir.
Bu sırada eriklerin çekirdekleri çıkarılır ve iri parçalar hâlinde doğranır. Taze sarımsakların dış zarları temizlenir. Et yumuşamaya yakınken sarımsaklar tencereye eklenir.
Son aşamada erikler ve şeker ilave edilir. Erikler hafifçe yumuşayıp diriliğini kaybedinceye kadar kısa süre pişirilir. Ardından ocaktan alınır, birkaç dakika dinlendirilir ve üzerine karabiber serpilerek servis edilir.
Burada dikkat edilmesi gereken en önemli nokta şudur:
Erik çok hızlı yumuşayan bir meyvedir. Fazla pişirilirse dağılır ve yemeğin dokusu bozulur. Bu nedenle erikleri hafif diri kalacak şekilde ocaktan almak gerekir.
Bazı yemekler yalnızca karın doyurmaz; aynı zamanda bir coğrafyanın hafızasını da taşır. Yeşil Erik Tavası da tam olarak böyle bir yemektir. İçinde ilkbaharın tazeliği, Mezopotamya’nın kadim mutfağı ve eski sofraların samimiyeti vardır.
Afiyette kalın