KEME VEYA “DUBERAN”

Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Bahar yağmurlarının ardından toprağın bağrından sessizce yükselen bazı nimetler vardır. Onlar ne büyük ağaçların dallarında görünür ne de gösterişli pazarlarda ilk bakışta dikkat çeker. Fakat kıymet bilenler için değerleri altınla ölçülür. İşte bunlardan biri de bölgemizin kadim lezzeti olan keme mantarıdır. Keme, tarihi seyri içinde efsanelere konu olan bir yiyecektir “İnanışa göre bir anne kıtlıkta çocukları için yiyecek bulamaz. Allah’a isyan etmeden bir toprak kaba birkaç çakmak taşı ve su koyup kaynatır. Çocuklarına taş çorbası içirir, buna da şükrederek kaptaki taşları toprağa atar ve o anda taşlar keme mantarına dönüşür. O gün bu gündür insanlar böyle bir lezzeti hiçbir şeyde bulamazlar.”(Önder Şenyapılı, Damakta kalan tatların akılda kalan adları adlı eserinden)

Bilimsel adı Terfezia boudieri olan keme; Mardin’den Şanlıurfa’ya, Gaziantep’ten Mezopotamya’nın geniş bozkırlarına kadar uzanan coğrafyada yalnızca bir yiyecek değil, aynı zamanda kültürel bir hafızadır. Özellikle ilkbahar aylarında yağmurun ardından toprağı hafifçe kabartan izleri takip edilerek bulunur. Kimi zaman közde pişirilir, kimi zaman etle buluşur, kimi zaman sade haliyle sofranın başköşesine oturur. Çünkü keme, bu bölgenin tabiatla kurduğu ilişkinin en zarif örneklerinden biridir.

Bölgemizde özellikle Kürtçe adıyla “Duberan” olarak bilinir. Bu isim, onun yağlı ve yoğun yapısından dolayı “koç kuyruğu” benzetmesiyle halk arasında yerleşmiş kadim bir isimlendirmedir.( Kürtçede "Du": kuyruk, "Beran": koç demektir) Yani bu toprakların dilinden, kültüründen ve yaşanmışlığından süzülüp gelen doğal bir addır. Ancak son yıllarda bu eşsiz nimetin adına dair garip bir dönüşüm yaşanmaktadır. Kemenin toprağı hafifçe kabartarak ortaya çıkmasından hareketle halk arasında kullanılan bazı yakıştırmalar, zamanla asıl ismin önüne geçirilmek istenmiştir. Özellikle “domalan” ifadesinin yaygınlaştırılması, kanaatimce hem dil estetiği açısından hem de bu nimetin kültürel değerine yaklaşım bakımından talihsiz bir durumdur.

Dil yaşayan bir varlıktır; elbette halk arasında farklı söyleyişler oluşabilir. Fakat bazı kelimeler vardır ki kulağa taşıdığı anlam yüküyle birlikte gelir. “Keme” gibi zarif, köklü ve bölgeyle özdeşleşmiş bir isim varken; kaba çağrışımları olan bir kelimeyi öne çıkarmaya çalışmak, bu nimetin ruhuna uygun düşmemektedir. Çünkü isimler önemlidir. Bir yemeğin, bir bitkinin, bir nimetin adı; o toplumun ona verdiği değeri de gösterir. Bizler yüzyıllardır bu coğrafyada nimetlere hürmet eden bir kültürün çocuklarıyız. Ekmeği yere düşürdüğümüzde öpüp başımıza koyan bir anlayıştan geliyoruz. Hal böyleyken böylesine kıymetli bir mantarı, estetikten uzak ve itici çağrışımlar taşıyan bir isimle anmak elbette düşündürücüdür.

Bugün gastronomi dünyası, yerel ürünlerin özgün isimlerini koruyabilmek için büyük çaba harcıyor. Çünkü bir ürünün adı aynı zamanda onun kimliğidir. İtalya trüf mantarına nasıl sahip çıkıyorsa, Fransa peynirinin adını nasıl koruyorsa; bizim de kememize sahip çıkmamız gerekir. Onu doğru adıyla anmak, sadece bir kelime tercihi değil; aynı zamanda kültürel hafızaya gösterilen saygıdır. 

Bu yüzden kanaatimce; bu güzel nimeti “domalan” gibi zorlama ve kaba bir yakıştırmayla değil, bölgemizin hafızasında yer etmiş adıyla yani “keme” yahut yerel dildeki karşılığıyla “Duberan” diye anmak çok daha doğru ve daha zarif olacaktır.Çünkü bazı nimetlerin adı da kendisi kadar güzeldir.

Afiyette kalın

KEME VEYA “DUBERAN”

İptal

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha fazla gösterilecek yazı bulunamadı!

Tekrar deneyiniz.