HAC YEMEĞİ

Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Şanlıurfa'da uzun yıllardır var olan, ancak son zamanlarda giderek daha farklı bir boyut kazanan “Hac yemeği” olarak isimlendirilen bir gelenek vardır. Genellikle safranlı, fıstıklı ve bademli iç pilavın yanında kuzu tandır ve zerde tatlısından oluşan bu ikram, hac ibadetini yerine getirip memleketine dönenlerin kendilerini ziyarete gelen misafirlerine sundukları bir ağırlama şekli olarak bilinir. Esasında bu, Anadolu'nun birçok yerinde görülen misafirperverlik anlayışının bir tezahürüdür. İnsanlar, kutsal topraklardan dönmenin sevincini dostlarıyla ve akrabalarıyla paylaşmak istemiş, bunun için de imkânları ölçüsünde ikramda bulunmuştur. Ne var ki son yıllarda bu güzel niyetli gelenek, farklı bir mecraya doğru sürüklenmeye başlamıştır.

Eskiden evine gelen birkaç misafire gönlünden kopan bir ikramda bulunan hacılar, bugün adeta büyük organizasyonlar yapmak zorunda hissediyor. Davetiyeler bastırılıyor, yüzlerce kişi çağrılıyor, günler öncesinden hazırlıklar yapılıyor. Hatta bazı çevrelerde bu yemekler, hac dönüşünün ayrılmaz bir parçası gibi görülmeye başlanıyor. Daha da dikkat çekici olanı, zaman zaman bu yemeğin etrafında dinî bir anlamın oluşmasıdır. Yemekten yiyenlerin ayrıca sevap kazanacağına dair yaygın kanaatler dillendiriliyor. Oysa hac ibadeti, kişinin Rabbine karşı yerine getirdiği bir kulluk görevidir. Hac dönüşünde yemek vermek ise dinî bir zorunluluk değil, kültürel bir gelenektir. Gelenek ile ibadetin birbirine karıştırılması, çoğu zaman fark edilmeden yeni yükümlülükler üretir. 

İşin bir başka yönü de ekonomik boyutudur. Maddi imkânları yerinde olanlar için böyle bir organizasyon yapmak belki ciddi bir sorun oluşturmayabilir. Ancak yıllarca biriktirdiği parayla, emekli maaşından artırdığıyla veya borçlanarak hac vazifesini yerine getiren insanlar için dönüşte verilen bu yemekler önemli bir külfete dönüşebilmektedir. Buna rağmen birçok kişi, "El âlem ne der?" düşüncesiyle bu masrafın altına girmektedir.

Aslında burada durup şu soruyu sormak gerekir:

Hacdan dönen bir insanın, yüzlerce kişiye gösterişli sofralar kurması mı daha değerlidir; yoksa aynı imkânı ihtiyaç sahiplerine ulaştırması mı? Bugün toplumumuzda temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanan insanlar, eğitim desteğine ihtiyaç duyan öğrenciler, borç yükü altında ezilen aileler bulunmaktadır. Böyle bir ortamda, çoğu zaten ekonomik sıkıntı yaşamayan yüzlerce kişiye verilen ihtişamlı yemeklerin vicdanlarda bazı sorular uyandırması son derece doğaldır. Elbette burada kimsenin ikramını küçümsemek veya insanların samimiyetini sorgulamak doğru değildir. İkram güzel bir haslettir. Paylaşmak da öyledir. Ancak güzel olan her şey gibi ikramın da ölçüsünü kaçırmamak gerekir. Çünkü niyetle başlayan bazı davranışlar, zamanla toplum baskısının ve gösteriş yarışının bir parçası hâline gelebilir. Belki de yeniden düşünmemiz gereken nokta tam da burasıdır.

Hac, insana tevazuyu öğreten bir ibadettir. İhrama girerken zengin-fakir ayrımını ortadan kaldıran, makamları ve unvanları geride bıraktıran bir yolculuktur. Böyle bir ibadetin ardından yapılacak en güzel şey de, onun ruhuna uygun bir sadelik ve samimiyet olabilir.

Gelenekler yaşamalıdır. Ancak gelenekler, insanları zorlayan bir yük hâline geldiğinde; ibadetin önüne geçtiğinde veya gösterişe kapı araladığında yeniden değerlendirilmelidir.

Belki de hacdan dönenlere sorulması gereken soru şudur: "Ne kadar büyük bir yemek verdin?" değil, "Hac sana ne kattı?" olmalıdır.

Afiyette kalın

HAC YEMEĞİ

İptal

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha fazla gösterilecek yazı bulunamadı!

Tekrar deneyiniz.