İkr'a bismi Rabbikel-lezi Halak!
Yaratan Rabbinin adıyla oku...
İlk emri "oku" olan aziz bir dinin mensupları olarak; okumayı, oku diye emreden Rabbimizin kitabından okumakla/öğrenmekle mükellef olduğumuz unutulmamalıdır. Madem, "oku" emrini veren her şeyin sahibi olan Rabbimiz; O zaman, O'nun emrettiği şekilde okumaları/okumalarımızı yapmalıyız.
İnsanoğlunun dünyaya gönderiliş gayesi, Allah'a kulluk yapmak olmasının yanında; insanlara da faydalı olmak için çaba ve gayret sarf etmenin hikmetini taşımaktadır.
Yani özellikle, Allah’a ve ahiret gününe iman eden her Müslüman, dünyada kaldığı süre içerisinde; deruhte ettiği gerek ilim ve gerekse meşru olan diğer bilim ve meslekleri, başta Müslümanların dolayısıyla da, tüm insanlığın faydası için harcaması lazımdır.
Nevi şahsına fayda vermeyen ilim, başka insanların hayatı üzerinde hiçbir faydası olmayacağı bilinen bir gerçektir. Çünkü bizden istenen iki önemli hasletten birincisi, Allah'a ve onun emirlerine iman etmek ikincisi ise Müslümanlara faydalı olabilmektir. İnsanların hidayetine vesile olmayan bilgi ve ilim, bu dünyada sahibinin sırtında bir yük; ahirette ise cezaya duçar olmasına sebeptir.
Onun için, Efendimiz (s.a.v) daima: ya Rabbim fayda vermeyen ilimden sana sığınırım diye dua ettiğiettiği sahih hadislerle bilinmektedir. Yaşadığımız modern dünyada, teknolojinin imkanlarından faydalanan kalabalık bir kesimin; kitap ve ansiklopedik anlamda, araştırma zahmetine katlanmadan kalem ve klavye oynattıkları malumdur. Nevzuhur yapay zekayı yazmıyorum bile. O başlı başına bir sıkıntı!
Haliyle söz konusu düşüncelerin ürünü olan bilgilerden, insanlar fayda görmecekleri gibi; sahibinin de ömür sermayesini tüketmekten başka bir işe yaramayacaktır. Velev ki söz konusu eserler, milyonlarca baskı yapıp satılsa da, dünya klasikleri olarak raflarda yerlerini alsalar da bu gerçek değişmez. Müstefidi olmayan ilimler, ziyandır her hangi bir fayda sağlamaz.
İbn-i Hacer'in Munebbihat isimli eserinde şöyle bir olay nakledilir: "Rivayete göre beni İsrail’den bir adam, seksen sandık dolusu ilim kitabı okuduğu halde, lakin ona hiçbir fayda vermedi. Allahü Teâlâ onların Peygamberine vahiy etti ve buyurdu ki: "O kişiye söyle velev ki okuduklarının birkaç katı daha da ilim okusa, şu üç şeyle amel etmediği müddetçe ona fayda vermeyecektir. Nedir bunlar? Birincisi, Dünyayı taparcasına sevmesin çünkü o, müminlerin gerçek yurdu değildir.
İkincisi, Şeytanla dostluk kurmasın onu memnun edecek işlerle uğraşmasın çünkü, şeytan müminlerin refiki değildir.
Üçüncüsü, hiç kimseye eziyet etmesin/vermesin çünkü, o müminlerin sanatı/meziyeti değildir.
Evet, sahibine fayda vermeyen ilim, başkasına nasıl fayda verecektir? Haram helal demeden karıştıran, Sultan ve idarecilerin eşiğinde soluklanan, onun bunun el eteğini öpen; insanları memnun etmek için ilmin izzetine halel getiren, menfaat için hakkı söylemekten çekinen ve gizleyen her kim olursa olsun, allame-i cihan da olsa, insanlığın ve dünyanın başına bela ve musibetten başka bir şey değildir.
Değerli dostlar, Rabbimiz cümlemize amel edeceğimiz ve insanların fayda göreceği ilim ve irfan meziyetini nasip eylesin. Öyle bir zaman diliminde yaşıyoruz ki, eli kalem tutan dili kelam eden insanların kalabalık bir kesiminin; farz-ı ayn ilimleri bırakıp farzı kifaye olan ilimlere yönelip onlara daha çok rağbet halinde olduklarını görmekteyiz. Hal böyle olunca, tabiatıyla toplum helal ve haram konusunda cahil kalmakta, bilen bilmeyen din konusunda konuşup ahkâm kesmekte, dolayısıyla deruhte edilen birikimler ne sahibine fayda sağlar ne de diğer insanlara...
Sosyal medyaya bakıyorsunuz, paylaşımların çoğu madde ve dünya eksenli. Peki, Müslüman bir cemiyette, başta ehli ilim olan kimseler Kur'an ve Sünnete ittiba etmedikleri takdirde, toplumun avam dediğimiz diğer fertleri nasıl düzelsin/nasıl düzelecektir? Batı klasikleri denilen eserlere, gereksiz aşk romanlarına ve felsefi kitaplara harcanan enerji ve zaman; fertleri olgunlaştırmadıkları gibi, topluma da kayfa değer bir katkısı olmamaktadır. Burada biz başka eserler hiç okunmasın diye bir iddiada bulunmuyoruz. Tabi ki Müslüman araştırmacı, sorgulayıcı ve basiretli olmak zorundadır. Efendimiz (s.a.v): Dümanın silahıyla silahlanın, ilim en uzak (Çin tabiri de bazı kaynaklarda geçer) diyarlarda olsa tahsil ediniz buyruğu; emir olduğu gibi evrensel ve cihanşumül birer hükümdürler!
Burada anlatmaya çalıştığımız şudur: Önce can sonra canan misali, evvela Müslümanız ve dinimizi kaynaklarından öğrenmekle yükümlü ve mükellefiz. Öğrendiğimiz ilmi önce kendimiz yaşayacağız ki, onu insanların istifadesine sunarken karşılık bulabilsin. Yüksek öğrenim görmüş birçok gencimizin, falan düşünürün, filan felsefecinin veya şu kimsenin eserini okudun mu diye soru yağmuruna tutarlar. Karşı tarafta söz konusu edilen eserleri okumamışlarsa kendilerini ezik hisseder ve göstermelik de olsa böyle bir mecraya yönelmeye başlarlar ki bu yanlış bir davranıştır.
Peki, neden birbirimize; Gazali, İbn-i Sina yi, Maliki'yi, Hambeliyi, Şafii ve Ebu Hanife'yi, Ali Kuşçu İbn-i Batuta'yı, İbn-i Haldun ve diğerlerini okudun mu diye sormuyoruz?
Neden önce, Akaidi, Tefsiri, Hadisi, islam hukukunu, Siyeri, İslam tarihini okudun mu diye sormayız da, Balzacı, Aristoyu, Hegeli vs.yi okudun mu diye birbirimizi küçümseme durumuna düşürüyoruz acaba? Evet, önce farz olan ilim, sonra da bilim. Zira, ilim ve bilim birleşince; iki kanatlı kuş misali olup, hem sahibine hemde diğer insanlara faydalı olur. Şu gerçeğin altını çizelim bir kere: İlmin rehberliğinde olmayan bilim, fayda değil zarar getirir...
İlim ve bilim, çok önemli bir konu olduğu gibi; derin ve uzun bir alandır. Biz sadece, özet olarak bazı ip uçlarına değinmek istedik, hepsi bu kadar. Cenab-ı Allah'tan, cümlemize; basiretle, faydalanacağımız ve insanların faydalanacağı ilim ve bilim nimetini ihsan etmesini niyaz ediyorum.
Kalın sağlıcakla.