Modern çağın, eğitim ve öğretim kurumlarındaki mevcut müfredat; çocukları kesinlikle eğitmiyor, çocukların ruhi ve fiziki yapısını doyuracak şekilde insan fıtratına gerekli olan şeyleri öğretemiyor. Aksine, eritip öğütmektedir... İlkokula başlayan bir çocuğa, ta üniversiteye kadar; sadece fenni/bilim ağırlıklı bilgilerin verilmesinin sonucunu hep birlikte görüyor ve seyrediyoruz. Çocuğunuz sınavda, tam beş yüz puan alıp ülke birincisi olabilir. Fakat aynı çocuk, helal ve haram nedir, şirk nedir, Rububiyet, Uluhiyet ve Ubudiyet nedir öğrenmezse; topluma fayda yerine zararlı birer insana dönüşürler. Yüksek öğretim kurumlarında öğretim görevlisi olan bir kesimin bu gün, birçok genci nasıl zehirlediklerini bilmeyen mi var?
İstisnaların haricinde, genel tablo korkutucu, kaygı verici ve toplumun temel dinamiği olan aile müessesesini salandırmaktadır. Çocuklar, gençler manevi olarak eğitilmediklerinden dolayı, sonuç herkesin malumu. Çok da fazla izaha gerek bırakmadan, gençlerimiz geleceğimizin teminatıdır diye kasılanların gençliği getirdikleri sonuç; oradadır. Uyuşturucu, fuhuş, nikahsız birliktelikler, çıplaklık kültürü ve kültürel çıplaklık, taciz ve tecavüzler, büyüklerini takmayan, harama özenen bir neslin fotoğraf orta yerde enkaz gibi durmaktadır!
Hani, Rabbimizin ilk emri "OKU" idi... Öyle ya, şayet bu söylem istismardan uzak olup; Yaratan Rabbinin adıyal "OKU" emrine uygun olsaydı; bu gün ecnebilerin memleketlerini geride bırakan şehirler değil; daha medeni ve daha ağırlığı olan kentlerimiz ve ailelerimiz olacaktı. Demek ki, burada bir sıkıntı söz konusudur... Uğraş uğraş, ama olumlu bir sonuç elde edilemiyorsa; ki edilemiyor, o zaman bu ülkenin eğitimcilerinin, sözü geçen yetkililerinin bir araya gelip bu işi masaya yatırmaları lazım değil mi? Toplumsal yırtık gün geçtikçe büyürken, yapıştırılan yamalar ise yırtığı kapatmaya küçük geliyor...
O zaman, bu işin durup üzerinde aklı selim ile düşünmek gerek. Şu hakikati ister kabul etsinler ister etmesinler; çocuklarını ve ailelerini Allah'ın emir ve yasaklarına göre eğitmedikleri sürece; her kapıya birer polis, birer asker dikseler dahi; kötülerin ve kötülüklerin önüne geçemezler. Zira, herkesin polisi de askeri de kendi inancıdır/imanıdır! İşin aslı nedir? İşin aslı, bataklığı kurutmaktır. Ne demek bataklığı kurutmak? Mayası İslam olan bir topluma, ithal eğitim müfredatlarını beşeri yasalarla dayatmaktan vaz geçip; kendi yerli/İslami eğitimine geçiş yapmaktır. Bunun başka yolu da yoktur.
Bakınız Efendimiz Hz Muhammed (s.a.v)'in, sorumlukluk ve eğitim ile alakalı şu hadisi şerifi; bize dünya ve ahiret saadetine kavuşmanın; vazifelerimizi hakkıyla yerine getirmemize bağlı olduğunu şu şekilde öğütlemektedir:
Hepiniz çobansınız. Hepiniz güttüğünüz sürüden sorumlusunuz. Âmir memurlarının çobanıdır. Erkek ailesinin çobanıdır. Kadın da evinin ve çocuğunun çobanıdır. Netice itibariyle hepiniz çobansınız ve hepiniz idâre ettiklerinizden sorumlusunuz.” (Buhârî) diye bizi uyarmaktadır.
Bakıldığında, daha bir iki yaşındaki çocukların eline şimdiden telefonu verip onu oyun ve telefon bağımlısı haline getiren ebeveynler, inanın yarın öbür gün o çocuklar onların başına bela olurjen bir daha asla baş edemezler...
Birçok anne babalar; çocuklarını çok sevdiğini onlara şefkat ve merhamet gösterdiğini söylerken, aslında çocuğuna bir yönüyle ne şekilde kötülük ettiklerinin farkında bile değiller. Allah aşkına, üç dört yaşındaki çocuk, telefonda oyun oynamayı öğreniyor. Ve bu çocuk, o oyunlarla yatıp kalkıyor, öyle büyüyor ki bilinç altı zehirleniyor çocuğun ama anne babalar bu ölümcül tehlikeyi göremiyorlar.
Sonra da çocuklar tam telefon bağımlısı olduklarında, anne babalar bu sefer veryansın edip dizlerini dövüyor ama nafile! Çocuğun ruhi dengesi alt üst olurken onlar bunun şuurunda değiller. Sonra yok bu çocuk çok yaramaz, yok haylaz, yok saygısız, yok hiperaktif yok bilmem ne olmuş? Alakası yok.
Ey anne sen çocuğunu, telefondaki o şeytani şeyleri öğreten öğretmene teslim ettiğin gün, çocuğunu kaybetmeyi göze aldı zaten. Ama sen o tehlikeyi hüçbir zaman fark ve akıl etmedin... Çünkü kapı önlerinde, parkta, sokakta dedikoducu tayfalarınla sağa sola dil uzatıp insanların günahlarını budarken; sırf sohbetinizin (!) tadı tuzu kaçmasın diye; çocuğu telefon canavarının pençesine teslim ettin/ettiniz. O zaman suçlusun, suçlusunuz...
Galiba çocukların ruhi eğitimi, fizyolojik yapısı ve sosyal gelişimle bağımlılık üzerine bir kitabın yazılması elzem olmuştur.
Anlattıklarım özel bir kişi ve kimseye has değil, toplumsal olarak aileler bu manevi tehlikenin pençesinde can çekiliyorlar... İlkokul öğrencilerine kadar uyuşturucu illeti yaygınlaşmış durumdayken, kaç aile bu tehlikenin farkında acaba?
Biz yaşlanırken, çocuklar büyüyor...
Sokaklar, caddeler, mahalleler; şeytanın avcılarıyla dolup taşmaktadır. Bu şeytani avcıların başında telefonların içindeki oyunlar geliyor. İşte söz konusu milyonlarca avcıyla çocukların ruh yapısına böyle sinsice saldırıp etki alanına alıyor.
Ya ömürlerinin baharında olan gencecik kızların ve erkelerin intihar etmeleri neyin nesi? Bu felaketin üzerinde düşünen kaç kişi var?
Benim çocuğum akıllıdır yapmaz dediğimiz zaman, aslında çocuğumuzun elimizden kaymasını göze almışız demektir.
Haşa min huzur, gece yarılarına kadar sokaklarda yaşıt erkeklerle sarmaş dolaş gezen kızların anne babaları neredeler? Bu çocuklar kimin, kimlerin çocukları?
Söylemeye yazmaya haya ediyoruz, kaç kez şahit olduğumuz bu rezil hadiseleri. Sakallı ve namazlı müslümanın evinden, daracık kot pantolon giyen kızların çıkması kıyametimizin kopması değil midir? Kur'ân-ı Kerim bize soruyor; Nereye gidiyorsunuz? Fe Eyne tezhebun?
Her birimizin öz akrabalarından, isim vermeye gerek yok; bir çok Hacı ve Sofi geçinenlerin kızları başı açık, kot pantolon giyerken buna sessiz kalmaları; onların Namazlarının kendileri için rahmetin vesilesi değil, azabın habercisi olduğunu neden düşünmüyorlar acaba?
Onlara yaptığınız, veya göz yumduğunuz bu tür şeyler haramdır dediğinizde; burun kıvırıp sen kendine bak deyip sizi azarladıklarını görürsünüz.
Sokağa çıkan Müslüman bir hanımın, tam islami tesettüre uygun giyinmesi lazımken; Eyyubiyye gibi aşiretlerin yoğun olduğu bir ilçede; çıplaklık kültürü almış başını gittiği gibi; bu iğrenç giyim tarzları ne yazık ki normalleşmiş durumda.
Düğün dernekleri yazmaya kalksak bir kitap olur. Davullu ve zurnalı düğünlere gitmeyip, hanımını ve kızlarını gönderenler; Efendimizin (s.a.v) buyruğuna göre: Deyyustur. Sahabe sormuş Deyyus kimdir ya Resulullah?
Cevaben: Namahrem ortamlarda bulunan hanımına, raiyetinde bulunan kızlarına ve kim varsa kıskanmayan kimsedir diye buyurmuş...
Akrabalık bağını koruyorum adı altında, icabet edilen gayri İslami toplantılar, düğünler vs. Allah'a ve Resulü'ne isyandır, emirlerine karşı gelmektir.
Yaşını başını almış ihtiyarların, bu gibi yerlere gidip Namahrem kadınların koluna girip zıplaması zina hükmündedir. Adam hem namazını kılıyor, hem de haramını işliyor. Bu insanlar Allah'ı ne sanıyorlar Allah aşkına?
Haşa Allah, kendi zatına yapılan çatlak kulluk eylemini yaz boz tahtasına dönüştüren rezilleri afetmek zorunda mıdır haşa?
Hangi birini anlatalım ki?
Hastalık o kadar büyük ki, toplumsal bir felaketin eşiğindeyiz. Erkeklerin çoğu var yok para kazanma yarışında; kadınların çoğu da günü kurtarmanın derdindeler.
Anlattıklarımızın tümü genel anlamda toplumsal olarak manevi hastalıklarımızla alakalıdır. Kim veya kimler söz konusu görevlerini ihmal ediyorlarsa; bilsinler ki akıbetleri iyi değil kötü olacaktır. Tevbe kapısı açıkken, elimiz ayağımız tutuyorken; gelin çocuklarımızı biz eğitelim. Onlara önce Allah'a ve Resulü'ne imanı, haram ve helali, kul hakkını, ahlak ve edebi aşılayalım. Aşılayalım ki, onları da kendimizi de; bu kirli çağın felaket ve pislik kokan tuzaklarından kurtaralım.
Çocuklarımıza Salih insanları ve iyilik öncülerini idol olarak göstererek büyütelim ki, üzülmeyelim.
Vesselam!