KAYBOLAN DEĞERLERİMİZ!

Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

"İnsan, başıboş bırakılacağını ve yaptıklarından hesâba çekilmeyeceğini mi sanıyor?" (Kıyamet/36)

Kayıp mı oldular değerlerimiz, yoksa biz mi sahip çıkamadık? Hangisi?

Gezdim gurbet ellerinde, 

Çok acıdım hallerine! 

Nazar ettim yüzlerine, Mihmandarlıktan eser yoktu!

Nerde İbrahim (a.s)’in Memleketi? 

Cömertliği, Sahaveti! 

Civanmert cömert milleti, Gurbet elde arar olduk!... (N.Y)

Yukarıdaki dizeler, misafirperverliğin göç ettiğine şahit olduğum bir halkın arasında üzüntüyle yazılan dizelerdir! 

Evet, dert insana söylettirir sözü, bazı durumlarda ne kadarda güzel zuhur eder… Rivayet edildiğine göre, Hazreti İbrahim (A.S); misafirsiz asla yemek yemezmiş. Hatta yollara çıkar ve yolda gördüğü yolcuları alıpe vine getirir ve onlara izzet-i ikramda bulunurmuş!... 

Misafir bulamadığı gün ise, oruçlu geçirirmiş… Pek tabidir ki, Hazreti İbrahim’in (a.s); Cömertliği, sahaveti ve gece ibadeti sayesinde ALLAH nezdinde; Halilüllah (ALLAH’IN dostu)şerefine nail olduğu bilinmektedir...

Kadim medeniyet  geleneğimizde, tüm İslam toplumlarında, tarih boyunca; cömertlik teşvik edilmiş, gelen misafirlere izzet ikramda kusur edilmemesine özen ve itina gösterilmiştir. 

Fakat o ruh, bu gün yara aldı mı derseniz? Evet, hemde çok çok aldı!... Hem öyle bir yara aldı ki, yıllarca aynı binada oturan komşular; birbirlerini tanımaz halde geldiler, herkes hanesine kapanık, ilgisiz, irtibatsız bir toplum haline geldi insanlarımız. 

Aynı mahallede yaşadıkları halde, sokaktaki rastlantıdan başka verilen selamda gayri; birbirlerinin evlerini görmez oldu komşular. Bir zamanlar bu topraklarda, evleri tren istasyonuna en yakın olanlar; son Tren geçmeyinceye kadar, evin o günkü aydınlatması her ne idiyse; asla söndürülmezdi.

Çünkü biliyorlardı ki, son Trenden bir garip inerse; ışığı görünen istasyona en yakın evin kapısını çalacağını!... 

Hani o güzelim ince düşünceden, o güzelim misafirperverlik aşkından; o güzelim İbrahim’i gelenek ve sünnetten bu gün eser kaldımı?

Kaldıysa da çok nadir! Ya evine gelen yabancı bir misafirin önüne, ilk olarak kahve ve yanında da su koyup; şayet misafir önce su içmeye davranırsa, aç olduğunu anlayan ve ev tarafına işaret edip, misafire yemek sofrası hazırlatan nadide insanlarımıza ne oldu? Onların da ya nesilleri tükendi, ya da tükenmek üzere. Toplumsal yaralarımız ve kayıplarımız, her taraftan bizi sarıp sarmalamış durumda.

Öyle ki, İslam topluluklarında dahi insanlar birbirlerine güvenemez ve birbirlerinin gölgesinden korkar hale gelmişler. Aş, iş, kasa ve kese’den başka düşünemez hale gelmedi mi insanlar? 

Hani lüzumundan fazlası her şey beyhudeydi! ALLAH için sevmek ve ALLAH için buğzetmek prensibi, bu diyarlardan göç edeliden beri; Kur’an ve sünnet eksenli hayatlardan geriye bir şey mi kaldı zannedersiniz? 

İslam coğrafyasına bakın, sudan ucuz hale gelmemiş mi insanın kanı? Peki, dünyada itilen, kakılan, dövülen, sövülen; ülkesi yıkılan ve istila edilen, sürgün olunan ve zulmün alasına maruz kalan neden sadece Müslümanlar, hiç kafa yorduk mu bunun üzerine? 

İş lafa geldi mi, herkes laf ustası; peki, ya amel? Evet, yaralıyız, yara aldı bedenlerimiz; ruhlarımız, yaşantılarımız, eylem ve söylemlerimiz! Her tarafımız yara bere...

Dünyanın en emin, en samimi insanları Müslümanlar değil miydi bir zamanlar? Evet, Müslümanlardı. Çünkü o Müslümanların, söylem ve eylemleri birdi. Onlar birbirlerinin dertleriyle dertlenir, hakkın düşmanlarına korku salar, mazlum ve çaresizlere de umut olurlardı. 

Dünyada herkes yaşam hakkına sahiptir düşüncesiyle, inşa ettikleri evlerin, Camilerin, Sarayların, kalelerin ve burçların müsait yerlerine kuş evleri yapan Mimarlarımız göç ettikleri günden beri; kuşların da ne can emniyetleri ne de insanlara olan güvenleri kaldı…

Günümüzde, insanlardan daha çok; doğaya ve dünyaya zarar veren başka varlık var mıdır Allah aşkına?

Beton yığınlarının, gökdelenlerin, deniz sahillerine sıfır eğlence yerlerinin ve içlerinde günah işlenen villaların; isyanda son sürat ilerleyen ve meçhul hedeflere doğru koşan insanların çoğunlukta olduğu bir asırda yaşamaktayız ne yazık ki!

Özüne yabancılaşmış, geçmişine ve ecdadının tarihine bigâne, batıla hevesli ve taklitçilik hastalığının her yerine sirayet ettiği nesillerin bol olduğu bir süreçten geçmekteyiz. 

Evet, yara aldı her tarafımız, ticaretimiz, siyasetimiz; edep ve hayâmız! 

Fenerle arar olduk, hakiki manada hak dostlarını, edep ve irfan sahiplerini… Karamsar olmamak lazım, lakin; toplumsal yaralarımızın kronikleşip kangrene dönüştüğünü kimse inkar edemez…

Siz söyleyin değerli dostlar, iki kiloluk bir yorganı yüzünden atıp sabah namazına kalkamayan insanların oluşturduğu toplumlar; hakk ve hakikat düşmanlarına korku salabilirler mi? 

İnsan yığınlarından kendilerini kurtarıp, insan ve Müslüman olabilmeyi başaranlara ne mutlu!... Rabbimiz, bizi İslam’i İstikametten ve kulluğundan ayırmasın...

KAYBOLAN DEĞERLERİMİZ!

İptal

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha fazla gösterilecek yazı bulunamadı!

Tekrar deneyiniz.