Konumuzla dolaylı da olsa, alakalı birkaç hadis-i şerif zikretmek yerinde olacağına inanıyorum! Neticede, haddini bilmemek her ne kadar cehaletle alakalı bir durum olsa da; cehaletin kaynağının da kibir olduğu bilinmektedir!
Efendimiz (s.a.v) "Kibir, hakkı inkâr etmek ve insanları hor görmektir." (Müslim, Îmân). Diye buyuruyor.
Efendimiz (s.a.v) başka bir hadis-i şerifte şöyle buyurdu: "Allah Teâlâ bana: 'O kadar mütevazı olun ki, hiç kimse diğerine karşı haddini aşıp zulmetmesin ve hiç kimse diğerine karşı kibirlenmesin' diye vahyetti." (Müslim, Cennet)
"Kim alçak gönüllülük ederse, Allah onu yüceltir. Kim de kibirlenirse, Allah onu alçaltır." (İbn Mâce, Zühd)
"İnsanların en hayırlısı, kendini bilen ve haddini aşmayan kimsedir."
Haddini bilmek, Allah'ın koyduğu sınırları (hududullah) aşmamak ve kulluk edebini korumak demektir.
İnsanın ilim, güç ve kudret yönünden seviyesini/haddini bilmesi, kibirden kaçınmasını sağlar.
Gerçek ilim, kişinin kendi acziyetini fark etmesidir... (Daha geniş bilgi edinmek isteyenler, DİB Ansiklopedisi başta olmak üzere; alakalı eserlere bakabilirler.)
Evet, her insan; başta Rabbine karşı, dolayısıyla da topluma karşı haddi korumakla yükümlüdür! Şartlar ne olursa olsun, insan üzerine vazife olmayan şeyi konuşmamalı, bilmediği konular hakkında tahmine dayalı fikir beyan etmemeli, fikri sorulmadan ortaya atılıp başkasının sözünü kesmemeli; konuşması gereken yerde konuşmasını, susması gereken yerde de susmasını bilmelidir.
Kişi adab-ı muaşeret ve ahlaki ilkelere göre hareket ettiği zaman; konum, ağırlık ve saygınlığını koruma altına almış olur. Ağır başlılık, konuşurken ciddiyeti elden bırakmamak, laubali söz ve davranışlardan kaçınmak, kırıcı ve itici hareketlerden uzak durmak, sözünü söylemeden önce üzerinde bir kaç kez düşündükten sonra, bulunduğu ortama zarar vermeyeceğine emin olduktan sonra konuşmak; o insanı erdemli kılar.
Her insan, haddini bilmeli, ilmen ve bilimce aynı seviyede olmadığı kişilerle tartışmak; o kişinin cehaletini artırmaktan başka bir işe yaramaz. İnsan konuşmadığı müddetçe, sözünün emiri; konuştuktan sonra ise sözünün esiri olur...
Bakınız konumuzla alakalı olarak, Cuma Ağaç'ın sayfasından alıntıladığım aşağıdaki bilgilerden; her birimizin istifade edebilecek ne kadar yerinde olan tespitler olduğunu göreceksiniz!
"Eskiden (Belki de kadim medeni toplumlarda) Araplar şöyle derdi:
- Yaşı küçük olanla, yeni zengin olanla ve yeni makam sahibi olanla yakın olma…
- Mesleğinde eski olanla, bilgide köklü olanla ve eski komşuyla inatlaşma…
- Aklı küçük olanla, yaşı küçük olanla ve tecrübesi az olanla tartışma.
- Aklı kıt olanı, tecrübesi az olanı ve hayrı az olanı hoşnut etmeye çalışma…
- İmanı güçlü olanla, kuvvetli olanla ve hafızası güçlü olanla meydanlaşma…
- Karakteri zayıf olanla, nefsi zayıf olanla ve delili zayıf olanla istişare etme…
- Kalbi büyük olanı, himmeti yüksek olanı ve sözünün eri olanı küçümseme…
- Ufku geniş olanı, gönlü geniş olanı ve çözüm yolları çok olanı unutma…
- Ahlakı dar olanı, bakışı dar olanı ve düşüncesi dar olanı ikna etmeye çalışma…"
Son olarak,
Necip Fazıl Kısakürek'e atfedilen ve "üç kişiden kork" olarak bilinen ifade, "dağdan inme, dinden dönme ve sonradan görme insanlara karşı uyarı içeren veciz bir sözünden çıkaracağımız çok derslerin olduğu kanaatindeyim!
Bu söz, yazarın insan karakterindeki değişimlere yönelik tespitlerini içeren ünlü özlü sözlerinden biri olarak kabul edilmektedir.
Her birimize düşen vazife; her yerde ve her zaman, haddimizi, yerimizi, konumumuzu bilmemizdir... İnsan, seviyesini koruduğu/bildiği sürece değerlidir!
Vesselâm.