Mü'minler, Rablerini yüceltirken; kendi acziyetlerini/bilgisizliklerini itiraf edip; Allah Teâlâ'nın her bir işinde bir hikmetin olduğunu yakinen bilip dile getirirler. Rabbimiz şöyle buyuruyor:
Dediler ki: "Sen Yücesin, bize öğrettiğinden başka bizim hiçbir bilgimiz yok. Gerçekten Sen, herşeyi bilen, hüküm ve hikmet sahibi olansın." (Bakara/32)
Hüküm ve hikmet sahibi Azze ve Celle olan Rabbimiz, Resullerin münacatıyla; iman edenlerin de vasfını şöyle tarif etmektedir:
"Rabbimiz, içlerinden onlara bir elçi gönder, onlara ayetlerini okusun, Kitabı ve hikmeti öğretsin ve onları arındırsın. Şüphesiz, Sen güçlü ve üstün olansın, hüküm ve hikmet sahibisin." (Bakara/129)
İnsanların içinden bir elçi/Resul çıkarmakla; onlar vasıtasıyla onları tezkiye edip iman/ihsan nimetine erdiren yüce Rabbimize sonsuz hamd-ü senalar olsun.
Öyle ki size, kendinizden, size ayetlerimizi okuyacak, sizi arındıracak, size kitap ve hikmeti öğretecek ve bilmediklerinizi bildirecek bir elçi gönderdik. (Bakara/151) Peygamberler, hepsine selam olsun! Adem babamızdan, Efendimiz (s.a.v) 'e kadar gönderilen tüm peygamberler; insanları tevhid inancına davet etmekle birlikte, onlara Allah'ın ayetlerini okumuş, hikmeti ve bilmediklerini öğreten evrensel muallimlerdir.
Başka bir âyette Rabbimiz:
Size, apaçık belgeler (ayetler) geldikten sonra yine ayağınız kayarsa, bilin ki Allah, gerçekten üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir. (Bakara/209) buyurmakla, bize dünya hayatındaki tehlike ve tuzaklarıma dikkatlerimizi çekerken; ahiretteki elem dolu sonsuz bir hayatın olduğunu da hatırlatmaktadır aslında!
İnsan oğlu, nisyana müsait bir varlıktır. Her an, her yerde ayağı kaymaya müsaittir. Onun için, kendisine hakkın emirleri tebliğ edildikten sonra, sapanların, hiçbir meşru mazereti kalmamaktatır... Hal bu iken, davetten sonraki sapmanın, kul için felaket olduğu da unutulmamalıdır.
Hikmet, müminin yitik malıdır onu nerede bulursa almalıdır, diye buyuruyor Efendimiz (s.a.v) Peki, yitik olan/olmuş hikmet/bilgi nasıl bulunur? Bir baba, bir mahalle muhtarı, bir belediye başkanı, bir ülkenin reisi; herhangi bir konuyu, akl-ı selim olan insanlarla istişare edip ona göre hareket ederse, isabet edemezlerse dahi bereket bulurlar. Çünkü istişare de hikmet ve bereket vardır. Zira, ehl-i fikir ile yapılan istişarenin neticede, hayırlı sonuşlar doğuracağı muhakkaktır. Her işin, görünmeyen yönü ise, Allah'ın ezeli ve ebedi ilmi tarafından bilinirken, bizce bilinmemesi ise, bir hikmete mebnidir.
Efendimiz (s.a.v)'in: "Yalnız iki kişiye hased (gıpta)edilebilir: Bir adam ki Allah kendisine hikmet vermiştir, o adam bu hikmet gereğince hareket ediyor ve bunu başkalarına da öğretiyor ve bir adam ki Allah kendisine mal vermiştir, o da malı Hak yolunda infâka/harcamaya koyulmuştur."(Müslim, Salât) buyurması; biz ümmetini, her bir işimizi hikmete meftun bilinciyle hareket etmemizle beraber, infaka ağırlık vermeye teşvik etmektedir... Atılan her hayırlı adım, sahibini hayra ve hikmete götürür. Hikmete yolcu olanın yolu ise, hiç şüphesiz cennete çıkar.
Hayırda kalın, hikmetle kalın.
Vesselam!