TOPLUMSAL HUZURSUZLUK VE AHLAKİ ÇÖKÜŞ?

Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Allah’u Teâlâ, Erkek ve kadını birbirlerini tamamlamak için, dünya yüklerini ilahi sorumluluk bilinciyle yükleyip hafifletsinler diye, aralarında ünsiyet kurup birbirlerine sevgi, saygı ve merhamette kusur etmeme fıtratı üzerine; en kamil şekilde yaratmıştır. Fitri olarak, her erkek ve kadın; söz konusu meziyetlere sahip olup, ilahi teklifler doğrultusunda, tercihini iyi yönde kullandığı zaman, dünya ve ahiret saadetine erişeceklerdir... 

İnsan neslinin devamı, dünya serüveninin tamama ermesi için; meşru bir nikahla hayatlarını birleştiren kadın ve erkeğin, birbirlerine karşı sorumlulukları olduğu gibi; dünyaya gelecek olan çocuklarının Allah inancı öncelikli olmak üzere; her türlü ahlaki ve insani donanımla onların yetişmelerinden sorumludurlar. 

Bu bağlamda, yükün tümü ne erkeğin sırtına, nede kadının omuzuna yüklenmemiştir. Hayatın ve yaşamın müşterek koşulları gereği, belki de, maddi kısmının ağırlığı erkeğin sırtına yüklenirken; manevi tarafından daha çok kadına tevdi edilmiştir. Zira, islam kadına; zaruret dışında, çalışmasını doğru bulmamış, ona azami derecede kıymet biçtiği için; evinin ahlak, düzen, muhafaza ve müdafaa mürebbiyesi olarak tayin etmiştir. 

Dikkat edin, tarihe isimlerini yazdıran nice meşhur isimler; çok küçük yaşlarda babalarını kaybettikleri için, güzide anneleri tarafından yetiştirilmişlerdir. Bu konuyla alakalı olarak, birçok örnek şahsiyet gösterilebilir. Sadece İmam-ı Şafii, bunlardan bir tanesidir. 

Erkek, baba olması hasebiyle, ailesini geçindirmekle mükellef tutulurken, haliyle mesaisinin çoğunu dışarıda geçirmek zorunda kaldığı için; kadın, evin iç idaresinden ve çocuklarının manevi eğitimlerinden sorumlu olduğu gibi, yetki ve etki sahibi kılınmıştır... İnsanın ilk eğitimi, annemin kucağında başlar, çünkü her insanın ilk öğretmeni kendi annesidir. 

Hayat kitabımız, bu konuda bize ve tüm insanlığın hayatına ışık tutup rehberlik etmektedir. Şöyle ki: Ey Rabbimiz! (Amellerin) hesap olunacağı gün beni, ana-babamı ve müminleri bağışla! (İbrahim/41) 

Acı bir hadisedir ki, bu gün insanlık karanlık bir çıkmaza girmiştir. Nedeni kerim kitaba göre yaşamayan günümüz modern dünyasında, teknolojinin sağlamış olduğu olumsuz bin bir tuzağa dikkat etmeden düşüp her iki hayatıda kararan milyonlara şahitlik edilmektedir. Gencecik çocukların bu tür felaketlere sürüklenmelerinden; mevcut eğitim sisteminin pompaladığı, çevre kültürü, seküler yaşama tutkusu ve kötü arkadaşlıkların etkisi kadar; ebevbeveynlerinin de saldım çayıra mevlam kayıra, sorumluluklarını yerine getirmemeleri yatmaktadır. 

Efendimiz (s.a.v)'in: Hiçbir baba çocuğuna güzel terbiyeden daha üstün bir hediye veremez." (Tirmizî, Birr) hadis-i şerifi, tüm dünyaya ve insanlığa; evrensel ve cihanşümul bir eğitim ve terbiye çağrısıdır. Bu gün, çocuğunun yüksek okullarda okuyup, iyi bir doktor, ünlü bir mühendis, başarılı bir pilot, stratejist bir siyasetçi olmasını isteyen her anne ve babanın; tüm bunlardan önce çocuğuna, Allah inancı ve peygamber sevgisi aşılamamışsa; toplumun içine karışan o övündükleri çocukları, insanlığın başına bir felaket olur. Hakkı hakikati bilmeyen, Allah korkusu taşımayan bir insan, içinde yaşadığı topluma fayda yerine, zarar verecekleri unutulmasın. 

Burada kısa bir parantez açalım: Toplumsal çöküşün yaşandığı günümüzde, meydana gelen elim hadiselere binaen yazan, çizen, konuşan birçok kalem ve kelam erbanının; sürekli savunup dile getirdikleri ve birleştikleri bir meseleyi, daima gündemde tutuyorlar. 

Nedir bu nokta? Şöyle ki; toplumda olumsuz her hangi bir hadise söz konusu olduğunda, hemen tek noktadan atış yaparcasına; cehaletin önüne geçebilmemiz için eğitim şart diye gündemi alt üst ediyorlar. Peki, efendiler! Adama demezler mi, memleketin her tarafının; okul, üniversite ve eğitim kurumlarıyla donatıldığı bir toplumda, (istisnalar hariç) çoğunluk olarak hala zararlı, çarpıcı, katil, madde bağımlısı, hırsız, cani bir neslin önüne geçilemiyorsa; o zaman, mevcut sistem; eğitim ve öğretim müfredatını gözden geçirip üzerinde iyi düşünmesi gerekmiyor mu? Bunca eğitim ve öğretim kurumlarına rağmen, neden faydalı bir neslin yetiştirilmediğini düşünüp önlerine koymaları gerekir. Bir yanlışı telafisinin yolu, doğruyu bulup onda karar kılmaktan geçer. 

Misal, sürekli defolu malzemeler üreten bir fabrikanın mekanizmasında, önemli bir arızanın olduğunu herkes kabul ederken; ilahi kaynaklı olmayan mevcut eğitim sistemlerinin nesileri getirmiş olduğu bu çıkmazın tehlikelerini neden kimse dile getirmiyor/getiremiyor acaba? 

Sekülerizm tutkusuna yenik düşen toplumlar, statükoyu muhâfaza etmek adına; yeminli bekçiler haline geldikleri günümüzde, ahlaki çöküşün tek nedeni; Allah'ın arzında, Allah'ın emrine göre yaşanmadığından dolayıdır! Bu gün küresel dünyada değişen dengeler, toplumsal ahlaki yozlaşma çöküşler, devam hukuksuz savaşlara ve olup bitenlere seyirci kalan yüzlerce statüko tutkunu, adalet ilkesine ihanet eden sözüm ona devletler??? 

Sözün hülasası şudur: Hiç kimse, mevcut çöküşün çarelerini başka ve uzak yerlerde aramasın. Çözüm de, çare de adresi; bizim iyiye doğru atacağımız adımda ve hakkın muradına göre yaşamamızdır. 

Pazarda soyulmuş ve kurtlanmış bir sebze meyveye eline almayan zihniyetin, çıplkalık kültürünü pompalamakla; kainatın süsü ve halifesi konumunda olan insanın dünyaya gelmesine vesile olan kadını ne hale getirdiklerine bakın? 

Evinde çocuk beslemeyi yobazlık görüp, ama fino ve köpek beslemeyi ilericilik gören zavallı kadınlar türedi. Ve her geçen gün sayıları da artmaktadır. Peki, bu toplumsal bir felaket ve ahlaki bir çöküş değildir de nedir?

Mütefekkir Ali Şeriati'nin, anne baba biz suçluyuz; haykırışı, her çağın yarasına, acı gerçeklerine ve trajedisine dikkat çekmek içindi belki de! 

Yol yakınken, gelin her birimiz; yaptıklarımızı gözden geçirelim. İyiliğin neresindeyiz? Ya da kötülüğün hangi katmanında can çekişiyoruz diye? Yarın demeyelim, zira her yarın bizim son yarınımız olabilir?

Not: Acizane ben bu satırları yazarken, bir kaç dakika sonra; merkez üssü Malatya olan, 5.6 büyüklüğünde bir deprem meydana geldi! Deprem; Şanlurfa, Adıyaman ve Kahramanmaraş'da hissedildi. Dünyanın ebedi, bizim burada kalıcı olmadığımızı, bilmemiz elzemdir. Kimin ne zaman, nerede öleceğini Allah'tan başka kimse bilemez. Ey Allah'ın kulları, kendinize/kendimize gelelim! 

Kalın sağlıcakla efendim!

TOPLUMSAL HUZURSUZLUK VE AHLAKİ ÇÖKÜŞ?

İptal

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha fazla gösterilecek yazı bulunamadı!

Tekrar deneyiniz.