22 Mayıs 2026 günü sabah saat 09:00 da Şanlıurfa Gap hava alanında uçağa bindik. Önce istanbul, oradan da; Afrika kıtasında bulunan 54 devletten (devlet demek ne kadar doğru ise bilmiyorum, zira hiçbiri bağımsız değil. Hemen hepsi, batıya bağımlı ve köle ruhlu idarecilerin despotik, zalim ve katmerli yönetimlerinin elinde can çekişiyorlar) biri ve orta Afrika'nın en fakir ülkelerinden biri olan ÇAD'ın başkenti E'DJEMENA/ENJEMİNE'ye gitmek için hava THY'na ait uçakla havalandık...
Şanlıurfa istanbul arası, uçakla; uçuş, iniş ve uçaktan inme dahil takriben iki saati bulurken; İstanbul Çad arası ise altı, bazen yedi saati bulmaktadır.
İstanbul'da çok fazla beklemedik, iki üç saat sonra THY'na ait Çad uçağına bindik. Doğrusu, yorucu bir hava yolculuğundan sonra, Çad'a ulaştık. Ayaklarımız yere basınca, bir kez daha Rabbimizin nimetlerine şükrettik.
Hiçbir araç, insanın sağlıklı bir şekilde ayakları üzerinde yürüdüğü hazı, rahatı veremez. İnsan bu gibi durumları gördüğünde, sürekli şükür makamında olması gerektiğini hatırlar. Buna uçak gibi rahat bir hava aracıda dahildir inanın. Çad Ekvator bölgesi olduğundan dolayı, yerel saatle Türkiye'nin iki saat gerisinde takip ediyor. Zaten telefonlar, saatleri otomatikmen kendi kendine günceliyorlar. Çad hava alanına iner inmez, bağac kısmından bandaja gelen valizlerimizi alıp dışarı çıktık.
Karşıyalamaya gelen partnerimizin elemanları, bizi arabayla konaklama yerimize ulaştırdılar. Kurban bayramına beş gün vardı hala.
Tabi önceden yapmamız gereken ön hazırlıklarımızı tamamlamamız gereken işler olduğundan dolayı, erken yola çıkmıştık. Onlardan en mühimi, daha önce satın alınan büyük baş kurbanlıkları yerinde görüp, ona göre süreci hızlandırmaktı.
O gece konaklama yerimizde, istirahat ettikten sonra; sabahleyin erkenden kalktık. Sabah namazı ve kahvaltı derken; bizi kurbanlıkların bulunduğu çöle doğru götürmek için aracımız kapının önünde bizi beklediğini duyuruldu... Aşağı inip, araca bindik .
Sıcak ve bunaltıcı bir yaz günü, Afrika'nın kendisine has o kavurucu sıcağı, insanın derisini yakıyor gerçekten... Hele uçsuz bucaksız, elektriksiz ve yolu olmayan çölün o çekilmez olan adına köy dedikleri çalılıklarda yaşam mücadelesi veren insanları, çocukları, genç kızları, yaşlıları görünce; insanın yüreği kanıyor.
Biraz empati yapıp, kendimizi o insanlarla kıyasladığımızda; aslında nasıl bir cennet hayatını yaşadığımızı bir kez daha anlıyor ve şükrediyordum. Daha önceleri beyaz adamın zalimliğini gören Afrika insanı, geç yıllara kadar da; istisnasız beyaz adamı sevmiyorlardı. Ama o bakış açıları, artık yüz derece değişti desem inanın. Türkiye stk'ları olarak, mağdur ve yardıma muhtaç Afrika'nın bir çok yerine; tabir caizse hayat suyu haline gelmiş durumdalar. Onlar da bu işin farkında oldukları için; artık bizi gördüklerinde, etrafımızda pervane olup çevreliyorlar. Hele bakışlarında ışık saçan o masum çocuklar yok mu? Aman ya Rabbim, insanın yüreğini yakıyorlar.
Neyse üç saatlik yorucu yolculuktan sonra, kurbanlıkların bulunduğu durbali isimli bölgeye ulaştık. Kurbanlık olarak, keseceklerimizi işaretledik. Bayramın birinci gününde, ilk etapta kestireceğimiz kurbanlıkları yani.
İki üç saatlik kalışımızdan sonra, konaklama yerimize dönmek için yola koyulduk. Yol desen yol değil, gözle zorla fark edilebilecek bir kısım çizgiler, bir çeşit çalılık olan iki metre boyunda sık ağaçlar ve önümüzde motosikletli rehberimiz olmazsa, hayatta yolu bulamaz ve kaybolmamız kaçınılmaz olur. Hatta rehberimizin bazen yolu şaşırıp da telefonla başkasından yardım istediğine şahit olduk.
Şimdi bazı insanların, siz Afrika'ya neden gidiyorsunuz ki; burada bumca muhtaç durumda olan insanlar varken dediklerini hatırladıkça, kahroluyorum. İmkanım olsa, öyle diyenleri iki üç günlüğüne de olsa; onları çölün o mahrum ortasında bırakırdım... Zira, onlar önce insan; sonra da müslüman. Yani din kardeşlerimiz ve mazlum.
Şunu tüm samimiyetimle ifade etmek isterim ki, Afrika'ya gittiğimizde; hiç kimsenin dini inancını sorgulama gibi bir düşüncemiz yoktur, olmaz olamaz da... Bundan Rabbimize sığınırız. Biz öncelikle insan/mazlum odaklı olarak, hareket ediyoruz ki, olması gereken de budur...
Devam edecek.