NE ZAMAN?

Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Hep birlikte Allah'ın ipine sımsıkı yapışın; bölünüp parçalanmayın. Allah'ın size olan nimetini hatırlayın. Hani siz birbirinize düşman idiniz de Allah gönüllerinizi birleştirdi ve O'nun nimeti sayesinde kardeş oldunuz. Siz bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi Allah kurtarmıştı. (Âl-i İmrân/103) Rabbimizin bu evrensel fermanı, bize ne kadar da çok şey anlatıyor bir tefekkür edebilsek! 

Beşerin şaşarız ama, bu kadar gaflet de olmaz ki? Ümmet olarak, birbirimizi ne zaman ve nasıl anlayacağız? Hatalarımızı, işlediğimiz gübahları, yaptığımız hataları ne zamana kadar zamlandırıp; sırtımızda yük olarak taşıyacağız? Kendi yanlışlarımıza, hata ve günahlarımıza kör olduğumuz müddetçe; başkalarına nasıl inanacak, başkalarını nasıl seveceğiz? 

Hep ben, ben diye diye boğazını yırtan insan; biz, biz demeyi ne zaman öğrenecek? Ya da ne zaman, egosunun boğazına basarak; gerçeğin olduğu her yerde, yanlışın her zaman karşısındayım diyebilecek acaba? Bu kimlik ve kişilik zafiyetinin, bizimle mezara kadar ünsiyet kurmasına gönlümüz nasıl razı gelebilir? Dünya'da bu kadar acılar yaşanırken, mazlumların gözyaşları sel olup akarken, feryat ve figanlar arşı ala'ya yükselirken; insanım, müslümanım, vicdanım var diyen biri; nasıl olur da yanlızca, kendi nefsini, ailesini ve çocuklarını düşünebilir? 

Çocukların açlıktan öldüğü, savunmasız insanların kitle imha silahlarıyla katledildiği bir dünya da; insan nasıl gece rahat uyuyabilir, yemek yiyebilir ve vurdum duymaz olabilir? 

Allah'ın kullarına acımayan, merhameti kuşanmak için en uzak diyarlara dahi olsa; sefalet içinde ve yol gözleyen garibanların feryadına nasıl kulaklarını tıkar? İnsanların hayırlısı, insanlara faydalı olandır diye buyuran, bilgi ve anlayış Rehberimiz Hz. Muhammed (s.a.v)'in, evrensel ve cihanşümul çağrısına, davetine tam olarak ne zaman icabet edeceğiz. Dün yetimlerin hakkını gaspeden ve toplumların başına çullanan, sırmalı yataklarda yatıp kalkan, göbeğini şişiren şahlardan, krallardan, tiranlardan; bu gün yaşayan kaldı mı? Bir çoğunun bu gün esamesi bile bilinmiyor. İsimleri, unvanları, diplomaları, kariyerlerleri kendileriyle mezara girdi ve unutuldular! Şu toprağın altı, dünyada iken ben, ben diyenlerle dolu olduğunu neden unutuyoruz?... Peki, kendimize ne zaman geleceğiz? Kendimiz gaflette iken, başkalarının kurtuluşuna nasıl katkı sağlayacağız? Eteği tutuşan itfaiyecinin, yangını söndürdüğü görülmüş şey midir?

Kendimize çekidüzen verebilmemiz ve egoizm atından inip, hakkaniyet yoluna salık vermek adına; İmam-ı Şafii (r.alh) ve talebesi Yunus arasında geçen; ders niteliğindeki şu kısayla sizleri baş başa bırakıyorum:

Günlerden bir gün, İmamı Şafii talebelerinden biri olan Yunus ile müzakere yaptığı bir meselede ihtilafa düşer. 

Öyle ki talebesi öfkesinden dolayı dersi terk eder ve evine gider.

Akşam olunca Yunus kapısının çalındığını fark eder. ‘Kim o?’ der.

Kapıdaki kişi, ‘İmamı Şafii’ der.

Yunus, kapıyı açar ve İmam Şafii’nin kapıda beklemekte olduğunu görür ve hocasının ayağına kadar gelmesine şaşırıp mahçup olur...

İmam Şafii kapıyı açan talebesi Yunusa şunlarsöyler:

1-Ey Yunus, bizi birleştiren yüzlerce mesele dururken bir mesele mi bizi ayıracak?

2-Ey Yunus, yaptığın ve üzerinden geçtiğin köprüleri yıkma! Bir gün o köprüden geri dönmen gerekebilir!

3-Ey Yunus, hatadan nefret et ama hataya düşenden nefret etme.

4-Bütün kalbinle günaha öfkelen ama günahkara acı, ona merhamet göster.

5-Ey Yunus, sözü eleştir ama sözü söyleyene saygı göster.

6-Ey Yunus Görevimiz, hastalığı tedavi etmektir, hastayı yok etmek değil!

Evet, belki biz İmam-ı Şafii ve karşımızdaki de talebesi Yunus olmayabiliriz! Ama unutmayalım ki; her birimizin bu kısadan çıkaracağı nasihatler ve dersler vardır!!! 

Büyük şeytan Amerika ve onun şımarık yavrucuğu olan İtrail terör Örgütü'nün; islam coğrafyasında budama savaşıyla işgal ve talana devam ederken; kitle imha silahlarıyla milyonlarca müslümanın kanını akıtırken, Suriye, Tunus, Libya, Irak, Afganistan ve nihayet şimdi de; okyanuslar ötesinden, onlarca uçak filosuyla gelip İran'ın sınırlarına dayanıp masum çocukları, hunharca havadan bıraktığı bombalarla katlederken; bizim hala Şiilik ve Sünnilik üzerinden aramızdaki tefrika duvarlarını örüp yükseltmemiz, akıllanmadığımızı göstermiyor mu? 

Gelin, Ümmet ve Merhamet bilinciyle; hep birlikte şu küffara karşı birleşip dik duralım. Saflarımızı birleştirip, birbirimizle uğraşmayı bir kenara bırakıp, asıl düşmanımız/düşmanlarımız olan başta ABD kafiri olmak üzere; tüm hunhar emperyalist güçlerine karşı dik duralım. İran'ın Şii olması, Amerika'yı veya başka bir ecnebi devletini neden ilginledirsin ki? Bu bizim iç meselemizdir diye son noktayı ne zaman koyacağız? Birleşmesek şayet; sarı inek hikayesini bilenler bilir; aynı akıbetın yarın kapımızı çalacağını unutmayalım. Çok geç olmadan, şu gafletten uyanıp kendimize gelirsek iyi ederiz! 

Vesselam!

NE ZAMAN?

İptal

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha fazla gösterilecek yazı bulunamadı!

Tekrar deneyiniz.