Rabbimin bize, her konuda önder ve örnek olarak gösterdiği Efendimizi bize şöyle tarif ediyor: "Hiç şüphesiz büyük bir ahlaak üzerindesin sen. (Kalem/4) Ne hazin bir olaydır ki, Ümmet olarak bugün, Efendimizin (s.a.v) siyer ve siretini anlattığımızın; yüzde birini yaşamıyoruz, yaşamaz duruma düşmüşüz.
İnsanı erdemli ve değerli kılan en önemli özellik, onun ahlak-ı hesene yani güzel ahlak ile ahlaklanmasıdır. Helal ile Haram'ı ayırt etmenin yadırganır bir hale geldiği günümüzde; ahlaki çöküş ve edebi yozlaşmanın tedrici olarak yaygın hale geldiğini hep birlikte görüyor ve seyrediyoruz. İnancını ve şahsiyet kimliğini korumak için mücadele edenler; yangından mal kurtarır gibi, ailelerini söz konusu çirkefliklerden, yalnız kalma pahasına da olsa uzak tutmaya çalışıyorlar.
Öyle bir zaman ve döneme tanıklık eder hale geldik ki, bu gün söz konusu çöküşe ayak uyduranların çoğu; daha önce kerih görüp kaçındıkları bir kısım hal, hareket ve davranışlardan; ateşten kaçar gibi uzak duranlardı! Şimdi o malum zevatın, hararetle savunur hale geldiklerini esefle görüyoruz ne yazık ki. Acı ama gerçek olan, budur.
Dolayısıyla normalleşen anormal hal ve hareketlerden sonra, haram ve helal kavramının pek dikkate alınacak tarafı kalmayınca; insanlardan bazıları, (belki de çoğu) bir kısım haramları modernlik, çağdaşlık ve medenilik (!) addedip savunma pozisyonuna geçince; olanlar oldu!
Şems-i Tebrizî ne güzel söylemiş: Her şey çok olunca, ucuzlar edeb bunun aksinedir. O çoğaldıkça değeri artar. Evet, bir toplumda; edep, haya, ar, dolayısıyle hakkaniyet çoğaldığı oranda, Allâh indinde değeri ve kıymeti artar! Muhammed Yusuf El- Kandehlevi ne güzel özetlemiş konuyu: Eşya ile insan bir terazinin iki kefesi gibidir. Toplumda hangisine daha çok yatırım yapılsa; diğeri hafifler/ucuzlar. Yani, seküler hale gelen toplumlarda; insanın kıymeti düşer ve ucuzlar. İnsan ucuzlayınca, insana değil daha çok hayvana, geçici meta ve dünyevi şeylere kıymet biçmeye başlar. Dolayısıyla, bu durum insanın Allah'ın yanıdaki değerini de tamamiyle düşürür.
Tarihi bir gerçektir ki, toplumların, açlıktan ve yoksulluktan dolayı değil, ahlaki yozlajmalar ve edebi çöküşler sonucunda yok oldukları bilinen bir gerçektir.
Genel olarak dünyada, özelde ise ülkemizde; ahlaki çöküşün toplumsal hayatı ne hale getirdiğini; sosyologların/toplum bilimciler araştırmalarıyla yeterince açıklamaktadırlar zaten.
Hangi toplum olursa olsun günden güne artış gösteren ahlaki çöküşün artması, o toplumun büyük bela ve felaketlere gebe olduğunun habercisidir... Yaşadığımız toplumda; zinanın, kumarın, içkinin, bar pavyon ve gece gazinolarının yasal olarak var olduklarını kim inkar edebilir ki?
Allah'ın kesin haramdır diye buyurduğu birçok haram; günümüzde/toplumumuzda, mübah hale gelmiş durumda. Bu felaketin, bu belaların, bu çirkefliklerin nasıl bir izah tarzı olabilir? Eskilerin (eskimezler), müslüman mahallesinde salyangoz satılamaz dedikleri mahallelerde; bu gün her çirkefliğin pazarlandığını görmüş olsalardı, kim bilir bize ve gaflete dalmış olan idarecilere neler söylerlerdi?
Kötü ahlakın ardı sıra gidenleri, nasıl bir akıbet beklediğini; nefislerinizi başta olmak üzere; insanlara Rabbimizin şu ayetiyle haberdar edip, yazımızı bitirelim:
"Kötülük işleyenlere gelince, ancak işledikleri kötülüğün cezası neyse onu görürler. Onların yüzlerini bir utanç ve aşağılık duygusu kaplar. Allah’ın azabına karşı onları koruyacak hiç kimse yoktur. Yüzleri sanki kapkaranlık gece parçaları içine gömülmüş gitmiştir. Bunlar da cehennemin yoldaşıdırlar ve orada ebedî kalacaklardır." (Yunus/27)
Kalın sağlıcakla efendim.
24 Mayıs 2026
Afrika/Çad
Başkent Encemine